Hayatın Terbiyesi

Mutluluğun gıdım gıdım yaşandığı günlerdeyiz. Bir sevinç 3 acıyı götürüyor duruma göre; bazen de bir acı 3 sevinci… Acı tatlı bir karışım yaşamak dediğin! Boşuna bitmiyor şişelerdeki ispirto, çantamdaki tütün ve boşuna tıkanmıyor o kalbe giden damarlar… Boşuna içirtmiyor insana hayat, boşuna dinlenmiyor bu arabesk ve boşuna kıymıyor daha fazlasını kaldıramayan insanlar canına… Mutluluk peşinde […]

Yayınlama: 30.04.2017
A+
A-

Mutluluğun gıdım gıdım yaşandığı günlerdeyiz. Bir sevinç 3 acıyı götürüyor duruma göre; bazen de bir acı 3 sevinci… Acı tatlı bir karışım yaşamak dediğin! Boşuna bitmiyor şişelerdeki ispirto, çantamdaki tütün ve boşuna tıkanmıyor o kalbe giden damarlar…

Boşuna içirtmiyor insana hayat, boşuna dinlenmiyor bu arabesk ve boşuna kıymıyor daha fazlasını kaldıramayan insanlar canına… Mutluluk peşinde koşan figüran insanlarız hepimiz ama hayat bize ne iyi ödüyor o uykusuz geceler için ne de bir bayram ikramiyesi veriyor. Ekmek tokluğuna bile çalışamıyoruz…

Taşı toprağı altın olduğu söylenen bir şehirde yaşasanız da koklatmıyor size o altınının tozunu karnınız açken İstanbul… Paranın parayı çektiği söylenir ya hep, acı da acıyı çekiyor sanki! Allah biliyor acıyı kim kaldırır, kim kaldıramaz “Bu da yabancıya gitmesin, sen dayanırsın” Diyor. Hayatı bir sofraya benzetir kimileri: Bir kader sofrasına! Bazen ciğer ızgara, yürek mangal ya da bülbülyuvası…

Midemizin kaldıramayacağı şeyler bile yiyoruz bazen, hazmı zor oluyor ama bir kere tatmış oluyoruz… Hiç bitmeyeceğini sandığımız o acılı günler maziye karışıyor bir gün. Yalnız içindeyken dertlerin hiç bitmeyecek, o gözyaşları hiç dinmeyecek gibi geliyor.

Oysa her şey anlatılacak kısa bir hikâye oluveriyor bir gün! Yalnız mutluyken akıp gidiyor zaman dur-durak tanımadan. Bir tek o zaman zaten geçmesin istiyoruz saatler; sevgilinin kollarında, bir dostun sohbetinde ya da aile saadetinde…

Ne zaman bir dert olsa başımda bir deniz kenarında olmayı arzular içim. O sonsuz maviyle bakışacağım bir sahile koşarım hemen. Mavi huzur salar içime… Birden unutup kederimi bir tebessüm edinir yüzüm. Ağlamamı ertelerim sonralara hep! Neye üzüldüğümü nasıl olsa daha sonra yine hatırlarım…

“Balıklar mutlu mudur?” diye düşünürüm çoğu zaman? Onlar değil mi o güzelim mavinin çocukları? Sonra da balıkçı tekneleri ilişir gözüme, anlarım; bizde bir ölüm korkusu var onlardaysa bir balıkçı korkusu. Onlar da mutlu değil.

Mutluluk kimse için ebedi değil! Yalnız balıklara biraz daha torpilli davranmış Allah, 3 saniyelik bir hafıza vermiş ki sürüden kaybolanların acısı yaşanmasın. İnsanların durumu biraz daha karışık, niçin yaratıldığımız bilinmiyor. Hayati öğrenip, yeni nesillere öğretmek için yaratıldık desem; kim çözmüş ki hayatı kime anlatabilsin?

Her gün yeni bir acıyla tanışıyor insan daha önce tatmadığı! Ben yasamı çözemedim henüz!  Niçin en yakınlarımdan alıyorum en büyük darbelerimi de düşmanlarım o kadar üzemiyor beni?  Niçin içime tutuklu bu aşk yalnız bende yaşıyor?

Neden mutlu anlarım acılı anlarım kadar uzun süremiyor? Neden ben mutluyken bencil olamıyor da ağlıyorum bir sokak çocuğunun ayakkabısız ayaklarına? Neden ölmek isteyen insanlara gelmiyor ecel ilk de, yaşamak isteyenleri alıp götürüyor?

Neden söyleyemediğim birçok şeyi yazıyorum fark etmeden? Neden hep bir deniz kıyısında ağlamaklı buluyorum kendimi? Her şeyin terbiyelendiği bir mutfağa sahibiz oysaki…

 İşkembeyi bile terbiye ediyor insanlar!

Yok mu bu hayatın bir terbiyesi?

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.