Bugun...

Öz Şefkatimle Tanışmam…

 Tarih: 03-06-2018 14:31:00
Ebru RUSSMAYER

Bu sabah yatakta gözlerimi açtığımda kendimi sanki üzerime bir fil oturmuş ta kalkamıyormuşum gibi hissettim. Uzun zamandır bedenimde derin bir yorgunluk vardı; sızısını algılamaktan korktuğum.  Kendimi hasta hissettiğimde ilk yaptığım şey: Tavuk suyu çorbasıdır. Hemen buzluktan iki but çıkarıp onları haşlamak için suya koydum ama ayakta duramıyorum… Bir on dakika sonra haşlanmakta olan butların altını kapatıp tekrar uyumaya karar verdim ve yatağıma uzandım.

Sağa dönsem o fil benle dönüyor, sola dönsem yine öyle. Üstümde tonluk bir ağırlık! O kadar panikledim ki birden, kendime psikolojik destek vermem gerekti. Madem hastayım ve bana şefkat gösterecek biri yok, kendi ÖZ Şefkatimi çağırmaya karar verdim ben de acımı azaltması için.  

Gözlerimi kapattım ve iç sesimi dinlemeye hazırladım benliğimi yavaş yavaş; bana her zaman dürüst olmasıyla gurur duyduğum o iç sesimi. Bakalım ne diyecek diye beklerken; kapalı gözlerimde dalgaların köpükleri… Kendi sıcaklığımı aradım içimde kendime şefkat gösterebilmek için.  Bizim şefkat algılayışımız biraz da dokunuşa bağlıdır düşüncesiyle; kalbime dokundum elimle! Bir şekilde zihnimi iptal edip içime kulak kesildim ve bir süre sonra şöyle bir sesle irkildim: “YANINDAYIM!”.  Bu “Öz Şefkat” deneyimini birçok kez yapmış olmama karşın ilk kez kendime ulaşabilmiştim. Garip bir sıcaklık hissettim içimde. Sanki kendimi kucakladım hayatımda ilk kez!

Sonra düşünmeye başladım: Zihnimiz, bizi dışarıdan gelecek tehdit unsurlarına karşı korumaya odaklı. Tehlike anında vücutta salgılana birçok hormon, tehlike geçince tekrar eski değerlerine geri döner ve panik halimiz ortadan kalkar. Yani dışardan gelen tehlikelere karşı mükemmel bir şekilde çalışan bir savunma mekanizmamız var!  

Peki ruhumuzu koruyan ne? İşte onu huzura taşıyacak tek yol bizde!  Hepimizin de geliştirdiği farklı yöntemler vardır eminim. Kendimizi kırgın, üzgün, yorgun ya da hasta hissettiğimizde ruhumuzu yatıştıramazsak durum çok daha kötü bir hal alabilir. O yüzden hemen, o an, bir şey yapmak gerekli!  Sadece o yanındayım sözünü duymak beni nasıl rahatlattı bunu size anlatamam. Çünkü benim hayatta en çok istediğim şey: ANLAŞILMAK! “Hiç olmazsa o beni anlıyor!”. Dedim kendime. Bir süre daha sakince nefes almaya devam ettim. İçimde bir şefkat hissettim, uzun zamandır bana uzak olan, sıcacık bir duyguydu. Yaşadıklarımın o tatlı telaşıyla fil uçtu gitti üstümden birden. Kendimi tekrar iyi hissettim!

Yataktan kalktım. Buzluktan direk kaynatmaya attığım butlar, haşlanmadan altını kapattığım için üstleri kanla dolmuştu. Tavuğun suyunu döküp, kanını yıkadım. Tavukla resmen empati yaptım: İnsanlar da bazen benimle ne yapacaklarını bilemediklerinde benim de içim böyle kan ağlıyor diye düşündüm. Tavuğa bile içi kan ağladı mantığıyla yaklaşan ve şefkat gösterebilen ben, neden daha önce kendime şefkat göstermeyi başaramamıştım diye düşündüm uzun süre?

Neden mi? Biz hep şefkatin başkalarına gösterilecek bir tutum olduğuna inanıp ona kodlanmışız da ondan! Bir saniye şu an acı çekiyorum kendime şefkat göstereyim demiyor ki kimse! Bu konuda bir farkındalık yaratılması gerekiyor artık. İnsanlar kendilerine karşı çok acımasızlar. Bir yanlış yaptığımızda kendimizi yerden yere vurmayı becerebiliyorken neden kendimize şefkat göstermek bu kadar zor ki?

Ben Ebru! 42 yaşındayım. Ve bugün üzerime oturan bir fil canımı acıtıyorken, kendi yaralarımı sarmak için kendime ilk kez şefkat gösterdim. Hepinizi kendinizi sevmeye, anlamaya ve kendinize şefkat göstermeye davet ediyorum! Kendinizi yatıştırmak için sizden başka birine ihtiyacınız yok! Tabii ki çevrenizde size şefkat gösteren ya da sizin şefkat gösterdiğiniz sevdikleriniz de olsun. Ama lütfen öncelikle kendinize şefkat göstermeyi öğrenin! Size bunu nasıl yapabileceğinizi bir kez daha anlatacağım şimdi:

Rahat bir pozisyon alın ve gözlerinizi kapatın.

 

Sizi en çok rahatlatan fotoğrafları gözlerinizin önüne getirin (Ben dalgalar ve onların beyaz köpüklerini hayal ettim).

 

Derin derin nefes almaya başlayın. Başınızdan ayak parmağınızın ucuna kadar bir rüzgâr yollamaya çalışın hislerinizle! Ancak bunu yapabildiğinizi zaman kendinizi dinlemeye hazır olabiliyorsunuz. Yapabilene kadar sabırla deneyin!

 

Elinizi acınız neredeyse, onu nerede hissediyorsanız, oraya koyun! Kimi insanın hassas yeri midesidir, kimisinin benim gibi kalbi sızlar, kimisinin boğazında bir düğüm olur, nefes alamaz… Hepimiz acılarımızı farklı yaşarız.

 

Elinizin sıcaklığını acınızın üstünde hissetmeye çalışın. Kendinizi şu an siz yatıştıramazsanız bunu kimse yapamaz! Önce buna inanın. Şimdi bu deneyimi yaşamanın bir diğer yolu da sizi yatıştırmayı hep başarmış başka birinin sesini hayal edebilmek. Eğer kaybettiğiniz, artık hayatınızda olmayan ve sizi hep yatıştırmış olan o kişinin sesini hayal edebilirseniz ve size kullandığı o kelimeleri ona söyletebilirseniz gerçekten rahatlayabileceğinizi düşünüyorum.

 

Sonra da kendi iç sesiniz size ne söyleyecek diye bekleyin. O size ruhunuzun en çok ihtiyaç duyduğu o sözleri söyleyip sizi yatıştıracaktır! Siz sadece buraya kadar yazdıklarımı doğru olarak yaptığınızdan emin olun ve iç sesinizi sabırla bekleyin. Belki bu sadece bir kelime olacak ama o kelimeyi duymak sizi çok rahatlatacak! Sonra içinizi bir sıcaklık saracak. Sanki anneniz, babanız, kardeşiniz ya da çocuğunuz size sarılıyormuş gibi bir his… İşte o sizin Öz Şefkatiniz! Onu selamlayın ve hayatınızın bir parçası haline getirin. Kendinize şefkatli davranın hep acımasız olmak yerine…


Hoş geldin Öz Şefkatim!  Artık daha şefkatli biriyim, özellikle de kendime…

Şefkatli günler dileğiyle…

  Bu yazı 6110 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI