Bugun...

İçimizdeki Öfkeden Arınma…

 Tarih: 21-08-2018 08:33:00
Ebru RUSSMAYER

Bazen içimizde anlam veremediğimiz bir öfke geziniyor. Öyle nedensiz; hayata karşı duyarsız, isteksiz ve çevremizdeki insanlardan bihaber, günlerce uyuyabilecekmiş gibi yorgun hissediyoruz kendimizi. Siz de kendinizi hiç öyle hissettiniz mi? Aslında bu durum, bir sürü duygunun dışavurumu. Bu ruh halinden çıkamaz, hatta ona kulak verip onunla yol almaya karar verirseniz de sonu: DEPRESYON.

Sağlıklı bir ruha sahip olmak için hayatımızda mutlaka yapmamız gereken birkaç arınmaya ihtiyaç var.  Bunlar neler mi? Gelin hep beraber bir göz atalım:

İnsanlara karşı duyduğun öfkeden arınma, başlanması gereken ilk nokta.  Her ne kadar kırılmış olan taraf siz de olsanız, karşı tarafın, sizin hiç anlayamadığınız o hatayı yapmasının mutlaka bir nedeni vardır. Bu nedeni anlayamamış olmanız içinizdeki öfkenin gerçek sebebi. Arayın o kişiyi sorun açıkça: “Aramızda geçenleri düşündüm ama bir anlam veremedim. Olayı bir de senin açından dinlemek istedim!”. Deyin sadece.  Bakın sizin hiç aklınıza gelmemiş ne nedenler sayacak o kişi. Belki de kendince haklı olduğunu bile düşünüp sileceksiniz öfkenizi gönül kafesinizden…

İnsanlara karşı duyduğumuz öfkeden arınmak için affedebilmemiz gerekiyor. İnanın bana affetmek size çok iyi gelecek! Tabii ki bir diğer kişi için de affedildiğini bilmek... Aranızda, hemen hiçbir şey yaşanamamış gibi bir hava solunması imkânsız tabii ki. Ama zamanla, sadece güzel anıları anımsayacaksınız onun yüzüne baktığınızda. Nefret, yerini yeniden sevgiye bırakacak ve siz hayata daha güzel bakabileceksiniz olumsuz duygular sizden uzaklaştıkça.

Genel olarak hepimizin hayata karşı duyduğu bir öfke var. Başarısızlıklarımızdan, ayrılıklarımızdan, maddi ve manevi bütün varlıklarımızın yetersizliğinden, onu suçlar gibiyiz. Hayata karşı duyduğun bu öfkeden arınma, belki de yapabileceğiniz en zor şey olacak! Ama bunu yapacak güç var içinizde. Yapmanız gereken tek şey, olumlu düşünmeniz.  Sahip olamadığınız şeyleri düşünüp üzülmek yerine, sahip olduklarınızın tadına varmaya bakın. Kendinizi Ahmet’le-Mehmet’le kıyaslamayın artık ne olur. Kim bilir, onlar sizin yerinizde olmayı ne kadar isterlerdi. Belki de siz başkalarının idolüsünüz. Açın artık gözlerinizi…

Kendinize ve yapabileceklerinize koşulsuz inanın! Her başarısızlığınızda daha dik yürüyüp bunu denemiş olmanın ne kadar cesurca bir hareket olduğunu düşünerek kendinizle gurur duyun mesela.

Bütün hatalarınızı affedin. Onları yapmamış olsaydınız, bu derin tecrübeleri edinmiş biri olamayacaktınız bugün. Kendinizi sevin ve severek insanlara sunun. İnsanlarla iletişimizde senle başlayan suçlayıcı ifadelerden çok, benle başlayan açıklayıcı cümleler kullanın ki sizi dinleyip anlasınlar. Birbirimizi anlamalıyız ne de olsa anlayışlı yaklaşımlar sergileyebilmek için.

Tabii bir de çok önemli bir nokta daha var: Eğer hayatınızda vicdan meselesi yapmış olduğunuz hatalarınız varsa, kendinizi affettirmeniz de gerekiyor derin bir nefes alabilmeniz için.  Aradan yıllar geçmiş; belki de o insan sizi çoktan affetmiş. Ama siz bunu nerden bileceksiniz ki onu aramazsanız? Sadece yaşananlardan dolayı üzgün olduğunuzu söylemeniz yeterli. Karşınızda da acılarla olgunlaşmış biri olacaktır artık. O hataya gülüp geçebilen, sizi ve dostluğunuzu özlemiş olan, o eski dost mesela. İnanın biz her şeyi gözümüzde büyüterek sadece kalbimizi ve ruhumuzu yoruyoruz. Yoksa yapması çok kolay ve güzel hareketler bunlar. Siz, affedilmeyi isteyerek aslında karşınızdaki insana ona ne kadar değer verdiğinizi gösteriyorsunuz. Hayatınızda var olmasını istediğinizi ima ediyorsunuz. Yanlış mı düşünüyorum?

 

Son olarak, olumsuz seslere kulaklarınızı tıkamanız da gerekli!

Çok bilindik bir hikâye vardır: Kurbağalar bir gün bir yarışma düzenlerler. Yarışmacı ve izleyici kurbağalar yerlerini alırlar. Hedef, yüksek bir kulenin tepesine çıkmaktır. İzleyen kurbağalar, hiçbirinin bunu başaramayacağını düşünerek sürekli olumsuz sözler haykırırlar:

“Hayatta başaramazsın bunu!”, “Denemek için deli olman lazım!”, “Zavallılar!” ...

Kurbağalar teker teker yarıştan çekilmeye başlarlar. İçlerinden sadece biri kuleye çıkmak için inanılmaz bir çaba sarf edip, söylenenlere hiç tepki vermez. Ve işte o kurbağa, o kulenin tepesine kadar hiç yılmadan ilerlemeyi başarır. Bütün kurbağalar şaşırır. “Bunu Nasıl yaptın?”.  Diye haykırırlar. Kuledeki kurbağa var gücüyle bağırır:

“Üzgünüm, söylediklerinizi duymuyorum. Ben sağırım!”.  Duymak, hayatın en güzel algılamalarında biri olsa da olumsuz sözlere karşı sağır olmanızı diliyorum!

Şimdi sizden bir ricam var: Lütfen yazının başından sonuna kadar koyu siyahla işaretlenmiş sözleri bir daha okuyun! Çünkü onları gerçekten kalpten vurguladım ben... Ve içimizdeki öfkeden arınmak için bu sözleri hayatımıza katmamız gerekiyor. Buna hazır mıyız?

 

Sevgilerimle…

  Bu yazı 7573 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI