Bugun...

Eskilere Takılı Kalmış Bir Yazar

 Tarih: 08-10-2019 10:56:00
Melis BÜYÜKPLEVNE

Herkes, geçmişe takılı kaldığımı söyler. Evet, geçmişi gerçekten de çok seviyorum. Peki, bu o kadar da kötü bir şey mi? Bazı insanlar vardır, ne eşyalara ne de anılara pek önem vermezler ve genelde anı yaşayıp, hayatı akışına bırakırlar.

Bir nevi “Carpe Diem” durumu. Ben diğer kategoriye giriyorum. Yaşadığım her güzel anıyı tekrar tekrar hatırlamak beni çok mutlu ediyor. Bunun eşyalarla da büyük bir bağlantısı var. Evimizde tuttuğumuz ve çoğunlukla atmaya kıyamadığımız kimbilir neler vardır. Ben, fotoğraflara bakmayı çok severim mesela. Zamanında o kadar çok video ve fotoğraf çekmişim ki bazen elime geçtikçe şaşırıyorum ama bu güzel bir şey. Kimi zaman duygulandığım da oluyor tabi.

Sonuçta artık o anılar ve bağlantılı olan kişilerin çoğu hayatımda yok veyahut hayatta değiller. İşte tam da bu yüzden seviyorum eskileri. Dünyanın gidişatını düşünürsek ve insanların birbirlerinden giderek kopmasını göz önünde bulundurursak, güzel anılara sarılmanın nesi kötü olabilir ki?

Artık göremediğim insanları düşündükçe içim kötü oluyor. Mutlu veya hüzünlü olduğum zamanlarda telefona sarılıp arayamadığım insanların hayatta olmamaları kadar üzücü bir şey yok. Ee, madem ki giderek yalnızlaşıyoruz, o zaman neden bizleri güzel günlere geri götüren eşyaları sevmeyelim ki?


Mesela bana gelen en acı şeylerden bir tanesi de bir fotoğrafı yeniden canlandırmak. Bunu yapanların ne kadar şanslı olduklarını bilmeleri gerekir, çünkü bu şu demek. 1. Hala o ev yerinde duruyor ve 2. Hala sevdikleriniz hayatta.


Günümüzde çocukluk anılarımızın geçtiği evler de birer birer yok oluyor ve buna maalesef dur diyemiyoruz. Elbette, benim gibi maneviyata değer verenlerden bazıları eski evlerinde yaşıyor olabilirler (bu şans maalesef benim elimden alındı) ama her yerin artık kocaman evlerle dolduğu su götürmez bir gerçek. Çok sevdiğim Gelibolu bile eski silüetinden kopmuş durumda.

Eski müstakil evler, yerlerini teker teker apartmanlara bırakıyor ve bu benim içimi acıtıyor. Tamam, İstanbul’dayken ben de apartmanda yaşıyordum ama o apartmanda herkes ta inşaatından beri birbirini tanıyordu, şimdi öyle mi? Tüm apartmandaki komşularınızın kim olduklarını bilecek ve onlarla samimi olacak kadar şanslıysanız kocaman gülümseyebilirsiniz.


Bazen bir eşya bizi eskilere götürürken, bazen de herhangi bir koku bizleri aşina olduğumuz bir anıya götürebilir ama zamansız olan bir hatırlatıcı varsa, o da müziktir.


Eskilere yolculuk etmeniz için kimi zaman bir şarkı bunun için yeterli olacaktır.


Annem bir çok insan gibi büyük bir Sezen Aksu hayranıydı. Hatta beraber fotoğrafları bile vardı. Çocukluğundan bu yana hep büyük hayranı olmuştu ve bu yüzden benim kalbimde de yeri hep ayrıydı ama annemi kaybettikten sonra şarkılarını dinlemek bana çok büyük acı vermeye başladı. Ne zaman duysam gözlerim dolmaya başlıyor ve boğazım düğümleniyor. Şuanda bu satırları yazarken bile gözlerim doldu. Yine de arada sırada eşim bana Sezen Aksu gecesi yapar. Açarız şarkıları, eşlik ederiz. Ben tabi, şelale gibi akan gözyaşlarımla eşlik etmeye çalışırım ama bu bile bana artık iyi geliyor; çünkü artık yanımda olmasa da bana bugüne dek yaşattığı en güzel anıları hatırlamama sebebiyet veren o güzel kadını hatırlatıyor. (Bihter Ziyagil cümlesi gibi oldu) İnanın bana, ağladıktan sonra o kadar rahatlıyorum ki! 


Kimileri eskileri sevmemi saçma buluyor ve bana “takıntılı” diyor. Şimdi size tek bir sorum var: Günümüzde güzel olan ne var? Tabiat yok oluyor, suç oranı çıktıkça çıkıyor, dostluklar azalıyor, çıkar ilişkileri tavan yapıyor, menfaatçilik zirvede, masumlar acı çekiyor vs.
Şimdi bana siz söyleyin. Eskileri hatırlamak istememin neresi yanlış?


Herkese sevgiler.

  Bu yazı 175 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI