Bugun...

Filmlerden Müzikale

 Tarih: 01-12-2018 11:56:00
Melis BÜYÜKPLEVNE

Daha önce yazmış olup da bulamadığım yazımı, aklımda kaldığı kadarıyla yeniden yazmaya çalıştım. Umarım sizler de beğenirsiniz.


Son dönemde müzikaller ciddi anlamda çoğalmaya başladı. Reklam panolarında, televizyonlarda ve radyolarda tanıtımları sık sık görmeniz ve duymamız mümkün.

Müzikaller gerçekten de iyi olduğunda, yıllarca ekranlarda veya sahnelerde görmemiz kaçınılmaz oluyor. İşte, son zamanlarda yapılan aslında tam anlamıyla bu.

Hafızalarda yer eden bazı filmler müzikallere çevrilip sahneleniyor. Bunu Avrupa’da sıklıkla görüyordum, halen de görmeye devam ediyorum fakat buraya daha sonra döneceğim.

Öncelikle Grease müzikali ile ülkemize bu alanda giriş oldu diyebilirim. Olivia Newton John’un ve John Travolta’nın oynadığı efsanevi müzikal film, sahnelendiği zaman biraz ön yargılı yaklaştığımı söylemeliyim. Bu durum pek değişmiş sayılmaz. Bana göre, efsaneleşmiş bir müzikal film öyle kalmalı.

Bu yaz panolarda Hayalet müzikalinin afişlerini görmek mümkündü. Demi Moore ile

Patrick Swayze’nin oynamış olduğu filmi de sahnede pek göresim gelmedi. Gidenlere ve sevenlere elbette saygım var ama bir yazar olarak her zaman yaratıcılıktan yanayım, yani yeni yazılan oyunlar ve müzikaller benim için çok daha başarılıdır. Eskilere bir göz atalım.

Yerli operetimiz olan ve Cemal Reşit Rey’in besteleriyle kulaklarımızın pasını silen Lüküs Hayat bence çok önemli bir eserdi. Benim sevmiş olduğum bir diğer eser ise Beyazıt Öztürk ile Candan Erçetin’in başrollerini paylaştıkları Yıldızların Altında müzikaliydi. Rengarenk ve eğlenceli bir senaryoya sahip olan bu yapıttan daha nicelerinin gelmesini beklerdim açıkçası.

Yıl, yanlış hatırlamıyorsam 1999 veya 2000’di. Almanya’da bizi bir müzikale götürdüler. Falco Meets Amadeus adındaki bu müzikal hayatımda izlemiş olduğum en iyi müzikallerden biriydi. Farklı zamanların iki önemli sanatçısı Mozart ile Falco*’nun (*Avusturya’nın çok önemli bir sanatçısıdır. Jeanny ve Rock me Amadeus en ünlü eserlerindendir) bir araya gelmiş olması çok yaratıcıydı. Ayrıca müziklerin kalitesini de unutmamak gerek. Bu denli yaratıcı eserleri her zaman desteklerim. Zaten neredeyse 20 yıl önce izlemiş olduğum bir müzikalden bahsedebiliyorsam, doğru bir işten bahsediyorum demektir. Bu, kendi adımıza Lüküs Hayat için de geçerlidir.  Zaten bir dönemler müzik ile harmanlanan oyunlar çok modaydı. Devekuşu Kabare’yi bir hatırlayın.

    

Yabancı ve bana göre hikayesi bilindik olsa da özgün bir biçimde sahnelenmiş bir başka yabancı eser ise Notre Dame De Paris. Belle şarkısını her dinlediğimde tüylerim diken diken olur. Ayrıca bu yapıt sayesinde Garou’yu ve şarkılarını keşfetmek de benim için büyük bir artıydı.

  

Yeniden eskilere gidecek olursak, biraz operaya kaymak isterim. Operadaki Hayalet de en sevdiğim eserler arasındadır.

daha önce de belirtmiş olduğum gibi Avrupa’da, özellikle de Almanya’da müzikale inanılmaz önem veriyorlar. Yıllardır farklı farklı müzikallerin çıktığını görürüm. Bir süredir, çok iyi bildiğimiz bir filmi sahneliyorlar. Kevin Costner ile Whitney Houston’lu Bodyguard’ı. Yine de Andrew Lloyd Webber tarafından yazılmış olan rock müzikali Starlight Express’i izlemeyi tercih ederim.

Sanırım artık insanlar konu ve besteleyecek şarkı bulamıyorlar. Bunun başka bir açıklamasını bulamıyorum; çünkü belli oyuncularla bütünleşmiş ve efsaneleşmiş filmleri, farklı oyuncularla neden izlemek isteyesiniz ki? Dekor ve atmosfer için mi? Günümüzdeki eski filmleri, yeni kadro ile yeniden çekmeye benziyor bence. Örneğin: Hababam Sınıfı.  Belki de bana katılmazsınız ama benim düşüncem bu! Umuyorum ki bir gün yeniden akıllarda kalacak ve kalbimizde bir iz bırakacak yepyeni müzikallerle karşılaşırız.
 

Herkese şimdiden iyi yıllar!

 
  Bu yazı 436 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI