Ekonomik koşullar nedeniyle zor günler geçiren Türkiye’nin ilk ‘lüks ve butik’ konseptli AVM’si Prestige Mall, temmuz ayı itibarıyla kapılarını ziyaretçilere kapatacağını duyurmuştu.
Türkiye’de derinleşen hayat pahalılığı, milyonlarca vatandaşın tüketim alışkanlıklarını değiştirirken, alışveriş merkezleri de bu değişimden olumsuz etkilenmeye devam ediyor. İstanbul Başakşehir’de 2007 yılında açılan ve Türkiye’nin ilk “lüks ve butik” konseptli alışveriş merkezi olarak lanse edilen Prestige Mall, kapatma kararı aldı.
Mağazalar birer birer kapandı
AVM’nin kapatılacağı kararı ilk olarak içeride faaliyet gösteren mağazalara iletildi. Peş peşe yapılan tasfiyeler sonrası birçok mağaza kepenk indirirken, alışveriş merkezi adeta hayalet bir yapıya dönüştü. Temmuz ayında sona ermesi planlanan tasfiye süreci bir ay kadar uzadı. Ancak geçtiğimiz hafta itibarıyla AVM’deki tüm dükkanlar resmen kapandı.
Bir dönemin yatırımı sona erdi
2000’li yılların ortasında AVM yatırımlarının arttığı dönemde lüks segmentte öne çıkan Prestige Mall, toplamda 25 bin metrekarelik alanıyla Mart 2007’de kapılarını açtı. 12 bin metrekarelik kiralanabilir alanı bulunan alışveriş merkezi, açıldıktan kısa bir süre sonra 55 milyon dolara İrlandalı Quinn Grubu’na satıldı.
2013 yılında bu kez Rus sermayeli MSFD Gayrimenkul A.Ş. tarafından devralınan merkez, ilerleyen yıllarda adı çeşitli iddialarla gündeme gelen kişilerle de anıldı. 2016’da iş insanı Mansur Topçuoğlu’nun alışveriş merkezini satın almak istediği basına yansıdı ancak bu girişim gerçekleşmedi.
Ziyaretçi sayısı ve doluluk oranı düştü
Zamanla ziyaretçi sayısı azalan, mağaza karması daralan ve rekabet gücünü kaybeden Prestige Mall, son yıllarda büyük ölçüde işlevsiz hale geldi. Doluluk oranı yüzde 50’nin altına düşerken, çalışanlar da gelir-gider dengesinin bozulduğunu ve uzun süredir maaşların aksadığını dile getirdi.
Prestige Mall’un kapanışı, yalnızca bir AVM’nin değil, aynı zamanda 2000’li yıllarda şekillenen yatırım anlayışının da sonunu simgeliyor. Günümüzde sektör temsilcileri, sürdürülebilirliğin yalnızca fiziksel yapı değil, yönetim anlayışı ve müşteri beklentilerine göre şekillenmesi gerektiğini vurguluyor.