Bir “Kız uğruna” susmak!

Yayınlama: 12.01.2026
A+
A-

Sanat eğitimi yalnızca teknik bir aktarım değildir; bir ruh inşa sürecidir. Oyuncu adayı sahneye çıktığında sadece bedenini değil, korkularını, hayallerini ve en kırılgan yanlarını da hocasına emanet eder. Bu, dünyadaki en saf teslimiyet biçimlerinden biridir.

Peki ya bu güven ilişkisi istismar ediliyorsa?
Peki ya “usta” sıfatıyla karşısında duran bir eğitmen hakkında, öğrencileri tarafından dile getirilen ciddi iddialar varsa?
Daha da önemlisi; bu iddialar kurumların bilgisine sunulduğu hâlde, adalet yerine “kurumsal itibar” refleksi devreye giriyorsa?

Geçtiğimiz günlerde bir oyunculuk kursunun kapalı kapıları ardında yaşandığı iddia edilenler, basit bir söylentiden ibaret değildi. Bir eğitim sırasında panik atak geçirerek yere yığılan genç bir kadının, titreyen sesiyle anlattıkları; sadece bireysel bir travmanın değil, yapısal bir sorunun işaret fişeği gibiydi.

Anlatılanlara göre; yaşça kendisinden büyük, “usta” olarak konumlanan bir eğitmenin gece yarısı aramaları, rahatsız edici mesajları ve reddedildikçe arttığı ifade edilen psikolojik baskısı söz konusuydu. Bu iddialar yalnızca mağdur tarafından değil, tanıklar tarafından da dile getirildi.

Bir gazeteci ve her şeyden önce bu toplumun bir ferdi olarak, yanımda bir başka tanık arkadaşımla birlikte durumu kurum yetkililerine taşıdık. Beklentimiz nettir: Ciddiyet, şeffaflık ve sorumluluk.

Karşılaştığımız yaklaşım ise düşündürücüydü.

Yetkililerden birinin ağzından dökülen şu cümle, hâlâ kulaklarımızda:

“Bir kız uğruna hayallerinden, geleceğinden vazgeçme.”

Bu cümle bir tavsiyeden öte, bir zihniyetin özetidir.

Elimizde tanıklıklar ve somut anlatımlar varken, yetkililerin yönelttiği bir diğer soru şuydu:

“Peki, bizim ne yapmamızı istiyorsunuz?”

Bu soruyu kamuoyu adına tekrar sormak istiyorum:
Gerçekten ne yapılması gerektiği bu kadar belirsiz mi?

Bir eğitim kurumundan beklenen; hakkında ciddi iddialar bulunan bir eğitmenle ilgili ivedi bir iç inceleme başlatması, mağdurun güvenliğini öncelemesi ve süreci yetkili mercilere taşımaktır. “Ne yapalım?” sorusu, ister istemez sorumluluktan kaçınıldığı izlenimini doğurmaktadır.

Burada durup bazı soruları açıkça sormak gerekiyor:

“Bir kız uğruna” ifadesiyle ne kastedilmektedir?
Bir insanın onuru, bedensel ve ruhsal bütünlüğü bu kadar kolay küçümsenebilir mi?

Hakkında rahatsız edici mesajlar attığı iddia edilen bir eğitmenle yola devam edilirken, diğer öğrencilerin güvenliği nasıl sağlanmaktadır?

Bu iddialar kurum bilgisine sunulduğunda neden resmî bir soruşturma süreci işletilmediği izlenimi oluşmaktadır?

Sanat eğitimi, sadece sahne teknikleri öğretmekten ibaret değildir. Sanat, haksızlık karşısında duruş gerektirir. Eğer bir kurumun ilk refleksi susmak ve konuyu kapatmak oluyorsa, burada öğretilen şeyin sanat olup olmadığı sorgulanmalıdır.

Şunu unutmamak gerekir:
Mağdurların susması, iddiaların gerçek dışı olduğu anlamına gelmez. Tanıkların konuşması ise susturulması gereken bir tehdit değil, dikkate alınması gereken bir uyarıdır.

Bir gazeteci olarak şuna inanıyorum: Gerçeklerin üzeri ne kadar kalın bir “itibar örtüsü”yle kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın, o örtü bir gün mutlaka aralanır.

Buradan, bu iddiaların muhatabı olan kişi ya da kurumlara açık bir çağrıda bulunuyorum:
Savunma refleksiyle değil, sorumluluk bilinciyle hareket edin. Aynaya bakın.

Çünkü sanat; gücü korumak değil, güçsüzün yanında durabilme cesaretidir.
Ve hiçbir kariyer, hiçbir unvan, bir insanın onurundan ve gerçeğin kendisinden daha değerli değildir.

Not:

Bu yazı; tanıklıklar, anlatımlar ve kamuoyuna yansıyan iddialar çerçevesinde kamu yararını gözeten bir değerlendirme niteliğindedir. Kesin yargı değil, sorgulama ve sorumluluk çağrısı içermektedir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.