Scarlett Johansson’ın denemesi: Salonlar boş, propaganda perdeyi dolduramadı

Yayınlama: 10.02.2026
Düzenleme: 10.02.2026 14:13
A+
A-

Muhteşem Eleanor filmini izlediğimde ağzımdan dökülen ilk cümle şuydu:

Gerçekten mi?
Bu filmde beni asıl iten şey hikâye değil, kurulan dil oldu.

Anlatı, acıyı anlamaya değil; onu sorgulanamaz bir kalkan hâline getirmeye çalışıyor.

2026 yılında hâlâ Goebbels taktiğiyle mi karşı karşıyayız?

Sürekli tekrar edilen, duygusal baskı kuran ve sorgulamayı ahlaki bir suç gibi gösteren bir propaganda dili…

1950’lerde olsaydık belki işe yarardı.
Bugünse sadece rahatsız edici.

Anlatılan şey acının kendisi değil;
“en çok ben acı çektim” iddiasının yarattığı ahlaki üstünlük.

Kimse Holocaust’u inkâr etmiyor.
Kimse tarihte yaşanan o büyük trajediyi yok saymıyor.
Ama bugünün Gazze’sinde yaşanan katliamı,
“lütfen bize dokunmayın, biz çok acı çektik” söylemiyle geçiştiremezsiniz.

Bu dil, gerçeği anlatmak için değil;
sorgulamayı bloke etmek için kurulmuş bir dil.

Üstelik “Stay With Us” gibi, İsrail Savunma Bakanlığı tarafından ve resmi kurumlarda dile getirilmiş bir ifadenin projeye bu kadar rahatça eklemlenmesi, tarafsızlığı zaten baştan düşürüyor.

Ortada güçlü bir kendini koruma refleksi var.

Gerçekçilik iddiası olan her anlatı, bugünü görmek zorunda.

Geçmişi kutsallaştırarak bugünün şiddetini görünmez kılmak,
ne etik ne de ikna edici.

Acıyı bir hiyerarşiye soktuğunuz anda empatiyi kaybedersiniz.

“Benim acım en büyük, o yüzden beni sorgulamayın” dili;
yüzleşme değil, bir savunma refleksidir.

Ve savunma dili, hakikati değil,
yalnızca korkuyu büyütür.

Hafta sonu sinema salonunda izlediğim bu filmin neden boş olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.

Film, Scarlett Johansson’ın yönetmenlik denemesi ve 90’lı yaşlarındaki Eleanor’un hikâyesini anlatıyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.