Adalet onarır, Adaletsizlik çürütür

Yayınlama: 07.01.2026
Düzenleme: 07.01.2026 14:30
A+
A-

Adâlet, bir hatanın bedelini bir kez ödetir.
Adaletsizlik ise aynı bedeli defalarca, usanmadan, vicdansızca…

Bu iki cümle, yalnızca hukuki bir ayrımı değil; insanın vicdanıyla kurduğu ilişkinin özünü anlatır. Çünkü adalet, ölçüdür. Adaletsizlik ise ölçüsüzlüğün sürekliliğidir.
Birinde denge vardır, diğerinde yıkım. Birinde yüzleşme vardır, diğerinde intikam kılığına bürünmüş bir zulüm.

Adalet; hatayı görür, kabul eder, karşılığını verir ve noktayı koyar. İnsana yeni bir sayfa açma imkânı tanır. Oysa adaletsizlik, geçmişi sürekli bugüne taşır. Aynı hatayı, aynı kişiye, farklı şekillerde yeniden ve yeniden ödetir. Bu nedenle adalet onarır, adaletsizlik ise çürütür.

Adalette adil olmak bir tercih değil, mutlak bir süreçtir. Çünkü adalet; zamana, kişiye, güce ve çıkara göre eğilip büküldüğünde anlamını kaybeder.

Bugün bize yarayan bir adaletsizlik, yarın bizi de hedef alır. Bu yüzden adalet, yalnızca başkaları için talep edilen bir kavram olmamalı; önce kendimizle imtihan ettiğimiz bir duruş olarak görülmelidir.

İnsan çoğu zaman kendine karşı en acımasız yargıç, bazen de en büyük savunucudur. Hatalarını görmezden gelirken başkalarının kusurlarını büyütür. Kendine torpil geçerken başkalarına ağır hükümler verir. Oysa gerçek adalet, aynaya bakabilme cesaretiyle başlar.

Kur’an-ı Kerim bu hakikati açık bir dille şöyle ifade eder:
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutan kimseler olun.”
(Nisâ Suresi, 135. Ayet)

Bu ayet, adaletin en zor ama en gerekli yönünü hatırlatır: Kişinin kendine rağmen adil olması.

Her şeyden önce kendinize adil olun derim.
Çünkü kendine adil olmayan bir insanın, başkasına adil olması beklenemez.

Kendine adil olmak; ne kendini yerin dibine sokmak ne de kendini hatasız ilan etmektir. Kendine adil olmak, gerçeği olduğu gibi kabul etmektir. Gücünü de zayıflığını da görmektir. Başaramadığında kendini linç etmemek, başardığında ise kibirle şımarmamaktır.

Bir öğretmenin öğrencisine, bir yöneticinin çalışanına, bir ebeveynin çocuğuna, bir eşin diğerine adil olabilmesi; önce kendi iç dünyasında denge kurabilmesine bağlıdır. Kendi emeğini küçümseyen biri, başkasının emeğini de görmez. Kendi sınırlarını tanımayan biri, başkalarının sınırlarını ihlal eder.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu dengeyi,
“Hiçbiriniz kendisi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz.”
(Buhârî, Müslim)
hadisiyle özetlemiştir.

Bu hadis, adaletin yalnızca hukukla değil, empatiyle de ilgili olduğunu hatırlatır. Kendin için reva gördüğünü başkasına da reva görmek… İşte toplumsal huzurun anahtarı budur.

Adaletsizlik, çoğu zaman yüksek sesle gelmez. Bazen bir işe alımda, bazen bir söz hakkının gasp edilmesinde, bazen de susulması gereken yerde konuşulmasında ortaya çıkar.

Küçük gibi görünen bu adaletsizlikler birikir, çoğalır ve sonunda toplumsal güveni yerle bir eder.

Bir iş yerinde liyakat yerine yakınlık esas alındığında, sadece hak eden değil, kurumun kendisi de zarar görür.

Bir ailede çocuklar arasında adalet gözetilmediğinde, sevgi bile yaralı büyür.

Bir toplumda güçlü olanın sözü geçer, zayıf olanın sesi kısılırsa; orada huzur değil, sadece bastırılmış öfke birikir.

Bu noktada, İslam siyaset ve adalet anlayışı içinde Hz. Ömer’in adalet anlayışını özetleyen bir hikmetli söz beliriyor hafızamda:
“Adalet, mülkün temelidir.”

Osmanlı’dan Selçuklu’ya kadar birçok devlet geleneğinde kadı dairelerinin, adliye binalarının ve fermanların başına yazılmış olan bu söz, adaletin olmadığı yerde hiçbir yapının kalıcı olamayacağını hatırlatır. Ne devlet, ne aile ne de insan ilişkileri… Temeli çürük olan her şey er ya da geç yıkılır.

Nitekim adâlet güzeldir… O vakit her şey ve herkes güzelleşecektir.
Çünkü adalet, sadece hakkı teslim etmez; kalpleri de yumuşatır.

Adil bir söz, kırgın bir kalbi onarır. Adil bir karar, yıllarca süren bir öfkeyi dindirir. Adil bir duruş, sessizlerin sesi olur.

İnsanlar adalet gördüklerinde daha az öfkelenir, daha çok güvenir. Güvenin olduğu yerde ise umut yeşerir.

Zira adalet; sertlik değil, denge ister. İntikam değil, ıslah hedefler. Ve en önemlisi, insanı insan yapan değerleri ayakta tutar.

Dolayısıyla adalet büyük laflar istemez; küçük ama tutarlı davranışlarla inşa edilir. Bugün kendimize, yarın çevremize, zamanla da topluma yayılan bir erdemdir.

Kendimize adil olduğumuzda; sözümüz daha sahici, öfkemiz daha kontrollü, sevgimiz daha gerçek olur.

Ve işte o zaman… İnsan güzelleşir… İlişkiler güzelleşir.
Hâsılı, toplum yavaş ama sağlam adımlarla iyileşir.

Adaletle kalmak dileğiyle…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.