Bu ülkede emekli olmak, ne yazık ki çoğu zaman yanlış anlaşılır hâle geldi..
Sanki yıllarca çalışmak, prim ödemek, vergi vermek bir eksiklikmiş gibi bir hava oluştu..
Sanki emekliler bu memleketin yüküymüş gibi konuşuluyor..
Oysa gerçek bundan çok farklı..
Bu ülkeyi bugünlere taşıyanlar, yıllarını çalışarak geçirmiş emeklilerdir..
Düşünün..
En düşük emekli maaşı 20 bin lira civarında..
Ülke genelinde ortalama ev kiraları ise 25 bin lirayı aşmış durumda..
Bu tabloya bakınca ister istemez şu soru akla geliyor:
Bu insanlar nerede, nasıl yaşayacak?..
Bu yalnızca bir ekonomik hesap meselesi değildir..
Bu aynı zamanda bir vicdan meselesidir..
Ve elbette bir yönetim tercihidir..
Bir emekli bugün kirasını ödemekte zorlanıyorsa, bunun adı kader değildir..
Bir emekli pazardan istediği kadar meyve alamıyorsa, bunu sadece “kriz” diye geçiştirmek mümkün değildir..
Bir emekli ilacını idareli kullanmak zorunda kalıyorsa, bu durum üzerinde ciddi şekilde düşünülmelidir..
Emekli maaşı bir lütuf değildir..
Bir sadaka hiç değildir..
Emekliler devletten başkasının parasını istemiyor..
Yıllarca kendi maaşlarından kesilen primlerin karşılığını istiyor..
Biz emekliler 25-30 yıl çalışmış insanlarız..
Her ay maaşlarımızdan prim kesildi..
Devlet bu kaynakları yıllar boyunca kullandı..
Emeklilik zamanı gelince ise “bütçe imkânları” gerekçe gösterildi..
Oysa bütçe, bazı alanlarda her zaman bulunabiliyor..
İhale garantilerinde bulunuyor..
Büyük projelerde bulunuyor..
Lüks ve israfta bulunuyor..
Emekliye gelince kaynakların sınırlı olduğu söyleniyor..
Bu tabloya sosyal devlet demek zor..
Bu tabloyu adalet kavramıyla açıklamak da kolay değil..
Bir de sistemin kendi içindeki adaletsizlikler var..
Yüksek prim ödeyenle düşük prim ödeyenin aynı maaşa yakın rakamlar alması, üzerinde durulması gereken ciddi bir sorun..
Bu durum, çalışanın emeğinin yeterince karşılık bulmadığını gösteriyor..
Ve toplumda haklı bir rahatsızlık yaratıyor..
Artık bu gerçek daha yüksek sesle dile getiriliyor..
Hükümete yakın bazı isimler bile, fazla prim ödeyenlerle daha az prim ödeyenlerin aynı maaşı aldığı örneklerin arttığını kabul ediyor..
Bu tablo, sistemin yeniden ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor..
Bu sürecin temelinde ise 2008 yılında yapılan düzenlemeler var..
Aylık bağlama oranları düşürüldü..
Ve bunun yükü büyük ölçüde emeklilerin omuzlarına bindi..
SGK Uzmanı Ali Tezel’in de dikkat çektiği gibi,
“Aylık bağlama oranı 2008’de olduğu gibi, yüzde 70 seviyesinde kalsaydı, bugün en düşük emekli maaşı çok daha yüksek olurdu” ifadesi bu gerçeği özetliyor..
Bugün yapılan artışlar, emekliler için kısa süreli bir nefes aldırsa da kalıcı çözüm sunmuyor..
İkramiyeler ise bu sorunun büyüklüğü karşısında yetersiz kalıyor..
Gerçek çözüm aslında belli..
Sistemin adalet duygusunu yeniden sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor..
2008 öncesi hak kayıplarının telafi edilmesi, bu yönde atılacak önemli bir adım olur..
Bugün dile getirilen rakamlar, emeklilerin hayal kurmasından ibaret değil..
Yaşam koşullarının doğal bir sonucu..
Aksi hâlde refah söylemleri karşılık bulmuyor..
Emekliler her geçen gün biraz daha zorlanıyor..
Üstelik bu rakamlar bugünün şartlarına göre konuşuluyor..
Altı ay sonra hayat pahalılığı arttığında, aynı sorunlar yeniden gündeme geliyor..
Komisyonlar kuruluyor..
Sinyaller veriliyor..
Ama emekliler artık sinyal değil, netlik istiyor..
Hesap görmek istiyor..
Çünkü bu ülkede emekliler lüks bir hayat talep etmiyor..
İnsan gibi yaşamak istiyor..
Kirasını düşünmeden uyumak istiyor..
Torununa harçlık verirken mahcup olmak istemiyor..
Bu talepler aşırı değildir..
Bu talepler uçuk değildir..
Bu bir isyan çağrısı değil..
Bu, sakin ama kararlı bir hak arayışıdır..
Bu ülkede emekliler sadaka istemiyor..
Sadece hak ettiklerini istiyor..