Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’te meydana gelen trajik olay, toplum olarak hepimizi derinden sarstı..
20 yaşındaki bir zanlı, 15 yaşındaki Hilal Özdemir’i silahla vurarak hayatına son verdi.. Ardından aynı silahla kendi yaşamına da son vermesi, yaşanan acının büyüklüğünü bir kez daha gözler önüne serdi..
Üstelik katilin üniversite öğrencisi olmaması, 24 farklı suç kaydının bulunması ve belinde silahla kampüse nasıl girebildiği soruları kamuoyunda ciddi güvenlik endişelerine yol açtı..
İddialara göre, bu trajik olayın ardında, katilin daha önce ayrıldığı Hilal Özdemir’in telefonundaki canlı konum bilgisini takip ederek onu bulması var..
Bu vahim olay, bireysel silahlanma ve güvenlik konularındaki mevcut eksiklikleri tekrar gündeme getirdi..
Daha önce de benzer üzücü vakalarla karşılaştığımızda aynı konulara değinmiştim..
20 yaşında 24 suç kaydı!
Örneğin, gencecik polis memuru Şeyda Yılmaz’ı öldüren zanlının da yaşından çok daha fazla suç kaydı bulunuyordu..
Bu tür haberleri artık duymak istemememize rağmen, bireysel silahlanmanın önüne geçilmediği, cezaların artırılmadığı ve cezaevlerinin caydırıcı hale getirilmediği sürece benzer acıların yaşanmaya devam edeceğini görmekteyiz..
Burada bana şu soruyu sorabilirsiniz: “Katil kendi hayatına son vermiş, bundan sonra ceza mı, cezaevi mi, caydırıcılık mı kalmış?”
Elbette bu sorunun cevabı karmaşık..
Çünkü İstanbul Fatih’te tarihi surların tepesinde, 19 yaşında iki öğrenci olan Ayşenur Halil ve İkbal Uzuner’in vahşice katledilip katilin yine yaşamına son vermesi, sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunu göstermektedir..
Daha kaç Hilal, kaç Şeyda, kaç Ayşenur ve İkbal kaybedeceğiz?..
Katillerin kendi canlarına kıyması, geride kalan ailelerin acısını hafifletir mi?..
Medyanın hiç mi suçu yok?
Bu tür olayların artmasında medyanın da rolünu unutmamak gerekiyor..
Kadın ve gündüz kuşağı programları ile mafya dizilerinin, şiddeti normalleştiren, hatta özendiren içeriklerinin etkisi küçümsenmemeli..
“Ama efendim iyi reyting alıyorlar” bahanesiyle bu tür programlara yaptırım uygulanmaması, toplumsal sağlığımız açısından büyük bir risk oluşturuyor..
Bu nedenle, bir an önce etkin önlemler alınmalı, özellikle gençlerimizi ve evlatlarımızı bu tür cani ruhlu insanlardan korumak için kapsamlı politikalar geliştirilmelidir..
Güvenlik önlemlerinin artırılması, bireysel silahlanmanın sıkı kontrolü ve cezaların caydırıcılığının sağlanması, toplumun huzurunu sağlamak için şarttır..
Toplum olarak, bu tür trajedilerin tekrar yaşanmaması için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli..
Emniyet güçleri, adalet mekanizması ve medyanın bu sorumluluğu paylaşması gerekiyor..
Aksi halde, kayıplarımız artmaya devam edecek ve daha çok bu tür vahim olayları konuşup paylaşmak zorunda kalacağız..
Hilal kızımızın ailesine baş sağlığı ve sabır diliyorum..
Artık nasıl ıslah olacaklar hiç bilemiyorum çok sarsıcı.. toplum nasıl düzelir sorun bu.