WTA 1 numarası Aryna Sabalenka ile, ATP’nin en renkli ama artık raketi bırakmış ismi Nick Kyrgios arasında bir “gösteri maçı” oynandı.
Ve tenis dünyası tam da beklendiği gibi ikiye bölündü.
“Ne gerek var?” diyenler oldu.
“Kadının kendini ispatlamaya ihtiyacı yok” dendi.
Hatta Iga Świątek bile “gereksiz” bulduğunu ima etti.
Peki gerçekten öyle mi?
Tenis, sadece skor tabelası mıdır?
Sadece istatistik, sadece Grand Slam, sadece puan mı?
Eğer öyle olsaydı, Roger Federer raketi bıraktığında kimse hüngür hüngür ağlamazdı.
Nadal vedasında gözyaşlarını tutamazken, milyonlarca insan “bir maç bitti” diye üzülmezdi.
Soruyorum:
Kaç sporcu, profesyonel kariyerini bitirirken kemikleri kırılırcasına ağlar?
Kaç meslek, bırakılırken bu kadar kalpten can yakar?
İşte tenis tam da bu yüzden bir oyun değil, bir duygudur.
Sabalenka–Kyrgios maçı, kadın–erkek karşılaştırması değildi.
Kadının gücünü erkeğe kanıtlama çabası hiç değildi.
Zaten Sabalenka’nın ispatlayacak hiçbir şeyi yok. Dünya 1 numarasıysan, konuşan raketindir.
Bu maçın asıl meselesi şuydu:
Tenisi insanileştirmek.
Tenisi daha eğlenceli hale getirmek.
Tenisi izleyen çocuğun “Ben de oynamak istiyorum” demesini sağlamak.
Oyuncuları sadece makine değil, karakter olarak da sevdirmek.
Çünkü tenis, eğlenerek oynandığında kazanmak istediğin bir spor.
Zekânın, tekniğin, yaratıcılığın ön planda olduğu bir oyun.
Ve biraz da gülümsemenin…
Kyrgios’un varlığı tesadüf değil.
O, tenisin “yaramaz çocuğu”.
Bazen sinir eder, bazen güldürür ama asla sıkıcı değildir.
Sabalenka ise gücün, disiplinin ve modern kadın atletin vücut bulmuş hâlidir.
Ve işin ters köşesi burada başlıyor:
Bu maç, kadın–erkek eşitliğine zarar vermedi.
Aksine şunu gösterdi:
Teniste mesele cinsiyet değil, oyun.
Top fileyi geçtiğinde kimse kromozom saymıyor.
Kimse “bu forehand kadın forehand’i” demiyor.
Herkes sadece şunu söylüyor:
“Vay be!”
Tenisin daha fazla böyle anlara ihtiyacı var.
Biraz şov, biraz kahkaha, biraz gözyaşı.
Çünkü tenis sadece kazanılan kupalarla değil, kalplerde bıraktığı izlerle büyük.
Bu bir gösteri maçı değildi.
Bu, tenisin hâlâ canlı, hâlâ eğlenceli, hâlâ insan olduğunu hatırlatan bir mesajdı.
Ve evet…
Tenis bazen ciddidir.
Ama bazen de gülerek kazanılır.