Mahallede “betonda maç yapalım” denildiğinde burun kıvırırdık. Toprak arardık.
Çünkü içgüdüsel olarak şunu biliyorduk: Beton affetmez.
Bugün profesyonel tenis takvimi affetmeyen bir zeminin üzerinde dönüyor. ATP Tour ve WTA Tour takvimine baktığınızda turnuvaların yaklaşık yüzde 65–75’inin sert zeminde oynandığını görürsünüz. Toprak ve çim sezonu ise takvimin daha kısa bir bölümüne sıkışmış durumda. Çim zaten birkaç haftalık bir parantez. Geriye ne kalıyor? Akrilik kaplı beton.
Sert zemin gerçekten nedir?
Sert kort dediğimiz zemin; asfalt ya da beton bir temel üzerine atılan akrilik kaplamadan oluşur. Bazı turnuvalarda “cushion” adı verilen kauçuk bazlı ara katmanlar kullanılır. Ancak özünde bu yüzey, darbe emilimi sınırlı olan, enerjiyi geri yansıtan bir yapıdır.
Oyuncu her fren yaptığında, her ani yön değiştirdiğinde, her servis sıçramasında o kuvvetin önemli bir kısmı dizine, kalçasına, beline geri döner.
Spor biyomekaniğinde yer tepki kuvveti (ground reaction force) kritik bir parametredir. Sert zeminde bu kuvvetin pik değerleri daha yüksektir ve yükün eklem kıkırdağı ile tendonlar üzerinde birikimli etkisi olur.
Toprakta ise oyuncu kayar; sürtünme kontrollüdür, yük zamana yayılır. Çimde kayma daha fazladır ama sezon kısadır. Sert zeminde ise kayma yok, affetme yok, sezon uzun.
Sakatlık verileri de bunu fısıldar. Çeşitli turnuva raporları ve spor hekimliği yayınlarında; diz, ayak bileği ve kalça kaynaklı aşırı kullanım sakatlıklarının büyük bölümünün sert zeminde yoğunlaştığı görülür.
Özellikle patellar tendinopati, aşil problemleri ve bel stres reaksiyonları sert zeminde daha sık raporlanır. Grand Slam turnuvalarında çekilme nedenlerine bakıldığında kas-tendon yüklenmelerinin başı çekmesi tesadüf değildir. Bu vakaların büyük çoğunluğu sezonun sert zemin bloklarında birikir.
Bir başka gerçek daha var: Sert zemin oyunu hızlandırır. Ralli süresi kısalır, patlayıcı güç ve ani duruşlar artar. Bu da kas-tendon ünitesine binen eksantrik yükü artırır.
Toprakta 20 vuruşluk ralli sizi yorar; sert zeminde 6 vuruşluk ralli sizi zorlar. Yorulma tipi değişir, yük tipi değişir.
Şimdi fotoğrafı Türkiye’ye çevirelim.
İstanbul Anadolu Yakası’nda kortların neredeyse tamamı sert zemin. Avrupa Yakası farklı değil. İzmir ve Ankara’da tablo benzer. Adana’da nispeten daha fazla toprak kort görmek mümkün ama genel eğilim değişmiyor.
Çocuk daha 8 yaşında, büyüme plakları açıkken, betonun üzerinde haftada 5 gün antrenman yapıyor. Sonra “neden bel ağrısı var, neden dizinde ödem çıktı” diye soruyoruz.
Toprak kort bakımı zordur denir. Doğrudur; sulama ister, silindir ister, emek ister. Ama toprak kort oyuncu yetiştirir. Çünkü kaymayı öğretir, sabrı öğretir, ralliyi öğretir.
Ve en önemlisi vücudu korur. Avrupa’da altyapı kültürünün toprak üzerine kurulmasının bir nedeni var.
Tenis bir tekrar sporudur. Binlerce servis, on binlerce yön değiştirme. Eğer zemininiz yükü emmezse, o yükü sporcu emer. Bugün elit seviyede sakatlıkların artışını sadece maç sayısına ya da takvim yoğunluğuna bağlamak eksik olur. Zemin faktörü, oyunun görünmeyen ama en sert gerçeğidir.
Belki de soruyu tersinden sormalıyız: Tenisçiler neden sakatlanıyor değil; biz neden onları beton üzerinde büyütüyoruz?
Eğer uzun ömürlü sporcu istiyorsak, altyapı planlamasında zemini yeniden düşünmek zorundayız.
Çünkü beton affetmez.
Toprak ise ikinci bir şans verir.