Yakında İstanbul’da yapılacak bir 16 Yaş Hafta Sonu Turnuvası var.
Tam 261 sporcu başvuru yapmış.
Ayrılan kort sayısı: 4.
Şimdi durup gerçekten sormak lazım…
20 milyonluk bir mega şehirdeyiz.
Trafik zaten başlı başına bir çile.
Anadolu Yakası ayrı yoğun, Avrupa Yakası ayrı.
Güneş açsa trafik, yağmur yağsa trafik kilit.
İnsanların bir yerden bir yere gitmesi saatler sürüyor.
Böyle bir şehirde 16 yaş turnuvasını Anadolu Yakası’na veriyorsun…
Peki bu organizasyonu planlayanlar hiç mi düşünmedi?
Bu kararı verirken masada kimse yok muydu?
“261 sporcuya 4 kort yetmez” diyecek tek bir kişi çıkmadı mı?
Biz insanlara vitrini başka gösteriyoruz.
Ama iş sahaya gelince gerçekler ortaya çıkıyor.
260’tan fazla aileyi perişan edeceğiz.
Çocuklar saatlerce sıra bekleyecek.
4 game maç oynayıp dönecekler.
Büyük ihtimalle kel toplarla oynanacak.
Kortlar yetmeyecek, saatler sarkacak, düzen kalmayacak.
Sonra diyoruz ki: Tenis gelişiyor…
Nasıl gelişecek?
Bir federasyonun gerçek gücünü görmek istiyorsan,
kendi organize ettiği turnuvalara bakacaksın.
Planlamasına bakacaksın.
Sporcuya verdiği değere bakacaksın.
Sunumlar, süslü kelimeler, afişler, sosyal medya paylaşımları…
Bunların hepsi vitrin.
Ama sporcu korta çıktığında organizasyon yoksa,
saatlerce bekliyorsa,
oynayacağı şartlar yetersizse…
İşte orada vitrin düşer, gerçek görünür.
Gösterişle bu iş olmaz.
Tenis sahada organize edilir.
Planla, kortla, sistemle büyür.
Vitrinle değil.
Kortla büyür.