Gürsel Tekin’i Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı olduğu dönemden beri ben tanırım..
Partinin başına Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçişinden sonra siyasette inanılmaz bir yükselişe imza atan; önce il başkanı, ardından milletvekili ve CHP Genel Sekreteri olan Tekin, bugünlerde siyasi duruşundan ziyade basına yönelik tehditleri, hakaretleri ve skandallarla anılan yönetim anlayışıyla gündemde..
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı beklentisi karşılık bulmayınca partiye küsen ve yeni arayışlara yönelen Gürsel Tekin, bugün “atanmış” CHP İstanbul İl Başkanlığı koltuğunda bambaşka, kibirli bir kimlikle karşımıza çıkıyor..
Ancak bu yeni dönem, demokratik bir yönetim anlayışından ziyade, eleştiriye kapalı ve tehditkâr bir üslubun hâkim olduğu kaygı verici bir tabloyu gözler önüne seriyor..
Gazeteciliği hedef alan anlayış..
Ekranlarda ve basın toplantılarında kendisini eleştiren gazetecilere yöneltilen mesnetsiz sözler, doğrudan basın özgürlüğüne vurulmuş birer darbedir..
Halkın haber alma hakkını savunan bağımsız gazetecileri hedef göstermek, parmak sallamak ve hatta internete düşen görüntülerde kendi çalışanlarına dahi üstten bir üslupla yaklaşmak, siyasi bir figüre yakışmayacak kadar sığ bir tahammülsüzlüğün göstergesidir..
Özellikle gazeteci Ebru Çelik’in yaptığı haberlerin ardından hedef gösterilmesi, hakaret içeren ses kayıtlarının dinletilmesi ve basının susturulmaya çalışılması kabul edilemez..
Hani siz özgür basından yanaydınız..
Hani bu ülkede gazeteciler susturulamazdı..
Ne çabuk unuttunuz emekçi insanların karşısında verdiğiniz özgürlük sözlerini..
Figüran skandalı ve algı siyaseti..
Basın özgürlüğüne yönelik bu baskıcı tutum, yaşanan skandalları örtbas etme çabasından başka bir şey değildir.. “Para versen anca kendini bu kadar rezil edebilirsin” sözünün somut bir örneği haline gelen son parti katılım töreni, basına ve kamuoyuna karşı sergilenen algı siyasetinin tavan yaptığı an oldu..
5.000 kişi katıldı yalanıyla şişirilen rakamlar..
700 kişilik salonu dolduramama korkusuyla kiralanan veya davet edilen figüranlar..
Salonda sinirlenerek insanları azarlayan bir lider profili..
Ortaya çıkan gerçeğe karşı “kumpas” sığınması ve ajans sahibinin itirafına rağmen sürdürülen inkarlar..
Tüm bu gerçekler gün gibi ortadayken, meseleyi kapatmak için gazetelerin aldığı reklam ücretlerini hedef alarak algı yaratmak ve basına hakaret etmek, ne siyasi etiğe ne de demokratik geleneklere sığar..
Ve hiç düşündünüz mü Gürsel Bey, düne kadar sizi kapılarının önünden bile geçirmeyen bazı kanallar bugün neden canhıraş bir şekilde sizi savunuyor, ekranlarında size bolca yer veriyor?
Gerçek Gündem unutulmasın..
Gürsel Tekin’e düşen görev, kalemiyle gerçeğin peşinden koşan gazetecilere parmak sallamak, onları tehdit etmek veya hakaret etmek değildir..
Basınla uğraşmak yerine; ülkenin gerçek gündemi olan emekliyi, emekçiyi, işçiyi, üreticiyi ve dar gelirlileri perişan eden ekonomik çıkmazlara karşı iki kelam etmek, bir siyasetçi için çok daha erdemli bir sorumluluktur..
Unutulmasın ki; hiçbir tehdit, hiçbir hakaret ve hiçbir baskı, özgür basın çalışanlarının gerçeği yazma iradesini asla kıramaz..