Eline bir telefon alanla benim gazeteciliğim bir mi?

Yayınlama: 06.09.2026
A+
A-

Bu mesleğe tam 41 yılımı verdim..

Sokaktan geldim.. Adliye koridorlarından, hastane kapılarından geçtim.. Ulusal medyada tam 25 yıl geçirdim.. Neler gördüm, neler yaşadım..

Cop da yedim, gözaltına da alındım.. Mahkeme salonlarında yaptığım haberlerin doğruluğunu ispatlamaya da çalıştım..

Üzerimden mermilerin vızır vızır geçtiği günler oldu.. Polislerle birlikte parçalanmış bedenler taşıdım..

Bombaların parçaladığı insanları da gördüm, canlı canlı yanan insanlara da tanıklık ettim..

17 Ağustos depreminde enkaz altında kalanların çığlıklarını da duydum, kolon altında ezilen bedenleri de gördüm..

Buzda kışta, ayaklarım yarım metre kar altında cezeevi kapılarında ölüm oruçlarını da gördüm, operasyonları da..

Bazen haber yapmakla insan olarak dayanmak arasında ince bir çizgide yürüdüm..

Kimi zaman elimde fotoğraf makinesi, kimi zaman da yalnızca gözlerimle gördüklerimi kayda geçirmeye çalıştım..

Çünkü gazetecilik benim için hiçbir zaman “bir şeyler paylaşmak” olmadı..

Gazetecilik; sahaya çıkmaktı..

Risk almaktı..

Doğruyu bulmak için gecenin bir yarısı yollara düşmekti..

Bir iddianın peşine takılıp kaynağını araştırmaktı..

Haberin arkasında durmaktı..

Gerekirse mahkemede hesap vermeyi göze almaktı..

Şimdi soruyorum..

Eline cep telefonu alanla benim gazeteciliğim bir mi?..

Bir olayın görüntüsünü çekip sosyal medyaya yüklemekle gazetecilik yapılmış mı?..

Bir duyumu doğrulamadan paylaşmakla haber mi yapılmış oluyor?..

Bir görüntünün altına iki cümle yazıp binlerce kişiye ulaştırınca gazeteci mi olunuyor?..

Hayır!..

Kimse kusura bakmasın ama telefon kamerası gazeteci yetiştirmiyor..

Bugün “vatandaş gazeteciliği” diye önemli bir alan var.. Buna karşı değilim.. Tam tersine, olay yerinde bulunan vatandaşların çektiği görüntülerin ve aktardığı bilgilerin haber değeri taşıdığına inanıyorum.. Bazen vatandaşın çektiği bir görüntü, gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayabiliyor..

Ama burada çok önemli bir fark var..

Görüntüyü çekmek başka, gazetecilik yapmak başka..

Vatandaş gazeteciliğinin değerini kabul ederim.. Fakat vatandaş gazeteciliğini, “canım ne isterse paylaşırım” özgürlüğü olarak görmek kabul edilemez..

Çünkü bir haberin ilk sahibi olmak marifet değildir..

Doğru haberin sahibi olmak marifettir..

Bugün sosyal medyada bunun tam tersini görüyoruz.. Kim önce paylaşacak?.. Kim daha fazla izlenecek?.. Kim daha fazla etkileşim alacak?..

Hız, gerçeğin önüne geçmiş durumda..

Bir görüntünün nerede çekildiğini bilen yok..

Ne zaman çekildiğini araştıran yok..

Kaynağını soran yok..

Ama paylaşan çok..

Sonra o yanlış bilgi binlerce kişiye ulaşıyor ve bir süre sonra herkes aynı yanlışı konuşmaya başlıyor..

İşte buna gazetecilik diyemeyiz..

Özellikle afetlerde ve kriz dönemlerinde bu anlayışın bedeli çok ağır..

6 Şubat depremlerinde hepimiz gördük.. Gerçek felaketin yanında bir de bilgi felaketi yaşandı..

Eski görüntüler yeniden servis edildi.. Asılsız iddialar yayıldı.. Yardım çağrıları birbirine karıştı.. İnsanların korkusu, sosyal medya üzerinden katlandı..

Birileri belki sadece “paylaşmış” olduğunu düşündü..

Ama o paylaşımın ulaştığı insanlarda neye yol açtığını hiç düşünmedi..

İşte gazetecilikle sosyal medya paylaşımı arasındaki fark burada ortaya çıkıyor..

Gazeteci, paylaşmadan önce düşünür..

Çünkü bilir ki yaptığı haberin bir sonucu vardır..

Vatandaş gazeteciliği yapan kişi de aynı sorumluluğu taşımak zorunda..

“Ben gazeteci değilim” diyerek sorumluluktan kaçamazsınız..

Çünkü artık elinizdeki telefon yalnızca telefon değil..

O telefon bir kamera..

Bir mikrofon..

Bir yayın organı..

Ve bazen milyonlara ulaşan bir medya kuruluşu..

Öyleyse o cihazı eline alan herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor..

“Ben bunu paylaşabiliyor muyum?” değil; “Ben bunu paylaşmalı mıyım?”..

Aradaki fark küçük gibi görünür..

Ama gazetecilik tam da o farkın içinde yaşar..

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.