Bir derbiden daha fazlası…
Günlerdir herkes aynı sorunun cevabını arıyor:
Fenerbahçe mi kazanacak, Beşiktaş mı?
Beşiktaş, son maçındaki 6-2’lik galibiyetle bu sezonun başka bir Beşiktaş olacağının sinyalini verdi.
Fenerbahçe ise Lyon’u geçerek, 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi’ne dönmenin verdiği büyük özgüvenle sahaya çıkacak.
İki takımın da morali yüksek.
İki takımın da hedefi büyük.
Ama aslında bu maçın kazananı yalnızca skor tabelasında yazmayacak.
Çünkü karşımızda İstanbul’un iki büyük çınarı var.
Biri Kadıköy’ün sarısı-laciverti,
diğeri Beşiktaş’ın siyah-beyazı…
İsmail Kartal, aldığı eleştirilerin önemli bir bölümünü Şampiyonlar Ligi’ne kalarak cevapladı.
Şimdi önünde yeni bir sınav var.
Derbiler…
Bu maçlar onun kredisini artırabilir de, azaltabilir de.
Beşiktaş tarafında ise Orkun’un liderliğinde uzun zaman sonra kadro disiplini, arkadaşlık ve çalışkanlığın yeniden çok güçlü bir şekilde hissedildiği bir takım görüntüsü var.
Yani sahada iki takım da yalnızca futbol oynamayacak.
Kendi hikâyesini yazmaya çalışacak.
Ama benim bu maçtan daha büyük bir beklentim var.
Dostluğun kazanması.
Çünkü belki de bugün buna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
İnsanların birbirine güvenmekte zorlandığı,
tahammülün azaldığı,
öfkenin kolay büyüdüğü,
dostlukların menfaatlerin arkasında kaybolduğu,
herkesin yalnızca kazanmayı düşündüğü bir dönemden geçiyoruz.
Kaybetmenin de hayatın bir parçası olduğunu unutuyoruz.
Çocuklarımıza kazanmayı öğretiyoruz ama
kaybettiğinde nasıl insan kalacağını yeterince öğretmiyoruz.
Altyapıları, gençleri, emeği, sabrı konuşmadan sadece skoru konuşuyoruz.
Oysa futbolun özü sadece kazanmak değildir.
Futbol; birlikte sevinmektir.
Birlikte üzülmektir.
Rakibine saygı duyabilmektir.
90 dakika boyunca mücadele edip, maç bitince elini uzatabilmektir.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey tam olarak budur:
Sevgi.
Saygı.
Dostluk.
Fenerbahçe olmazsa Beşiktaş’ın hikâyesi eksik kalır.
Beşiktaş olmazsa Fenerbahçe’nin hikâyesi…
Çünkü İstanbul biraz da bu karşılaşmadan ibarettir.
Bazen vapura biner, Beşiktaş’tan Kadıköy’e geçeriz.
Martılara simit atarız.
Bazen tam tersini yaparız.
Bir yakada siyah-beyaz,
diğer yakada sarı-lacivert…
Ama deniz aynı denizdir.
Martılar aynı martılardır.
Gökyüzü aynıdır.
Ve İstanbul…
İki yakasıyla da güzeldir.
Kadıköy başka güzeldir.
Beşiktaş başka…
İkisini birbirinden çıkarırsanız İstanbul’un masalı eksilir.
O yüzden bu gece bir şeyi unutmayalım:
Rakibimizi yenmek için sahaya çıkalım.
Ama birbirimizi yenmek için değil.
Kinimize yenilmeyelim.
Nefretimize yenilmeyelim.
Hırsımızın insanlığımızın önüne geçmesine izin vermeyelim.
Çünkü futbol biter.
90 dakika biter.
Skor unutulur.
Kupalar bir gün tozlanır.
Ama kırdığımız kalplerin bazı izleri uzun süre kalır.
Bu yüzden dileğim basit:
Fenerbahçe kazansa da Beşiktaş kazansa da,
bu derbide dostluk kaybetmesin.
Çünkü belki de yıllardır ilk kez,
kazanmaktan daha önemli bir şeyi kazanmaya ihtiyacımız var.
Dostluğu…
Ve belki de bu gece İstanbul bize yeniden bir şey hatırlatır:
Aynı şehrin insanlarıyız.
Aynı ülkenin çocuklarıyız.
Kim kazanırsa kazansın;
İstanbul kazansın.
Futbol kazansın.
Dostluk kazansın.
Türkiye kazansın.