Ekranın öteki ucundaki tehlike!

Yayınlama: 11.09.2026
Düzenleme: 11.09.2026 11:56
A+
A-

Yıllardır kitaplarımda, köşe yazılarımda ve verdiğim seminerlerde aynı uyarıyı yaptım..

16 yaşından küçük çocukların sosyal medya kullanımına mutlaka ciddi bir sınır getirilmelidir..

Bunu söylerken amacım hiçbir zaman teknolojiyi, interneti ya da sosyal medyayı şeytanlaştırmak olmadı..

Benim derdim çocuklarımızdı..

Çünkü sosyal medya, yetişkinler için bile ciddi riskler barındırırken, henüz hayatı tanımaya çalışan bir çocuğun önüne sınırsız biçimde konulduğunda sonuçları çok daha ağır olabiliyor..

Özellikle bizim ülkemizde genç yaşta ve kontrolsüz sosyal medya kullanımı nedeniyle çok sayıda ailenin yaşadığı acılara tanık oluyoruz..

Daha birkaç gün önce sosyal medya üzerinden tartışan iki gencin kavgası kanlı bitti..

İki genç..

Belki birkaç mesajla başlayan bir tartışma, gerçek hayatta şiddete dönüştü..

Peki bunun sorumlusu yalnızca o iki genç mi?..

Bence değil..

Çünkü bugün sosyal medya, çocuklarımızın yalnızca eğlendiği bir alan olmaktan çıktı..

Kavgaların başladığı, tehditlerin savrulduğu, özel görüntülerin paylaşıldığı, insanların birbirini hedef aldığı ve ne yazık ki istismarın da gerçekleşebildiği bir alana dönüştü..

Nice genç kızımız sanal âlem üzerinden istismara uğruyor..

Kimileri bir fotoğrafını paylaşıyor, kimileri güvendiği bir kişiye özel görüntü gönderiyor, kimileri sahte hesapların arkasındaki insanların tuzağına düşüyor..

Sonrasında ise yıllarca sürebilecek travmalar başlıyor..

Ve bütün bunların yanında bizim en büyük sorunlarımızdan biri de denetim mekanizmasının yetersizliği..

Bir başka sorunumuz ise ailelerin önemli bir bölümünde hâlâ varlığını sürdüren o tehlikeli düşünce..

“Benim çocuğumun başına gelmez..”

Oysa en çok bu şekilde düşünenler yanılıyor..

Çünkü tehlike sizin çocuğunuzun iyi ya da kötü olmasıyla ilgili değil..

İnternette karşınıza kimin çıkacağını bilemezsiniz..

Çocuğunuzun karşısındaki kişinin gerçekten söylediği kişi olup olmadığını bilemezsiniz..

Bir mesajın nereye gideceğini, bir fotoğrafın kimlerin eline geçeceğini, masum görünen bir sohbetin hangi noktada tehdide veya şantaja dönüşeceğini bilemezsiniz..

İşte bu nedenle çocuklarımızı yalnızca “dikkatli olmaları” konusunda uyarmak yeterli değil..

Onları koruyacak sistemleri de kurmak zorundayız..

Dünyada bunun farkına varılmaya başlandı..

ABD’de eyalet başsavcılıklarının açtığı davaların ardından Meta’nın çocuk ve gençlerin dijital güvenliğine yönelik kapsamlı kısıtlamalar ve koruyucu tedbirler gündeme geldi..

18 yaş altındaki kullanıcıların özellikle 13-17 yaş grubunda günlük sosyal medya kullanımının varsayılan olarak iki saatle sınırlandırılması, gece yarısından sabah 06.00’ya kadar erişimin kısıtlanması ve okul saatlerinde bildirimlerin susturulması gibi önlemler tartışılıyor..

Genç hesaplarda beğeni ve tepki sayılarını gizleyebilme, zorbalık ve yeme bozuklukları gibi hassas alanlardaki zararlı içeriklere karşı korumaların güçlendirilmesi de bu yaklaşımın bir parçası..

Bunların hepsi aslında tek bir gerçeğe işaret ediyor..

Çocuğu korumak için yalnızca aileye güvenmek yetmez.. Platformların da sorumluluk üstlenmesi gerekir..

Bizde de bir süre önce 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımına yönelik kısıtlama getirildi..

Ben bunu yıllardır savunuyorum..

Fakat bugün açıkça söylüyorum..

Yeterli değil..

Çünkü mesele yalnızca yaş sınırı koymakla bitmiyor..

Kimlik doğrulama nasıl yapılacak?

Çocuklar sahte yaş bilgileriyle hesap açamayacak mı?

Platformlar çocuklara hangi içerikleri gösterecek?

Gece saatlerinde erişim nasıl denetlenecek?

Okul saatlerinde bildirimler kapatılacak mı?

Çocukların karşısına çıkabilecek istismar, zorbalık, şiddet ve yeme bozukluğu içerikleri nasıl engellenecek?

Ebeveynler hangi araçlarla ve ne ölçüde sürece dahil olacak?

Bunların hepsi cevaplanması gereken sorular..

Çünkü teknoloji şirketleri çocukların dikkatini çekmek için dünyanın en gelişmiş algoritmalarını kullanırken, “Anne babalar çocuklarını denetlesin” diyerek bütün sorumluluğu ailelerin üzerine bırakamayız..

Bir tarafta milyarlarca dolarlık teknoloji şirketleri ve son derece gelişmiş algoritmalar..

Diğer tarafta çocuğunun telefonunu zaman zaman kontrol etmeye çalışan bir anne-baba..

Bu mücadelede taraflar eşit değil..

O nedenle devletin düzenleyici gücüne, platformların sorumluluğuna ve ailelerin bilinçli yaklaşımına aynı anda ihtiyaç var..

Ben 16 yaş altı için sosyal medya kısıtlamasını savunurken aslında çocuklarımızın internetten uzak tutulmasını değil, çocukluklarının korunmasını savunuyorum..

Çünkü çocukluk bir kez yaşanıyor..

Kaybedilen bir mahremiyet geri gelmiyor..

Silinen bir fotoğrafın internetteki bütün izleri silinmiyor..

Bir tehdit mesajı unutulmuyor..

Bir istismar travması, “hesabı kapattık” denilerek ortadan kalkmıyor..

Bir kavga sosyal medyada başlayıp gerçek hayatta can yakabiliyor..

Ve bütün bunlardan sonra hâlâ “Benim çocuğumun başına gelmez” diyorsak, kendimizi kandırıyoruz..

Gelir..

Hepimizin çocuğunun başına gelebilir..

İşte bu yüzden mesele başımıza gelmesini beklemek değil, gelmeden önce önlem almak..

Sosyal medya hayatımızın bir parçası olabilir..

Ama çocuklarımızın hayatının tamamı olmamalı..

Çocuklarımızı teknolojiden koparmayalım..

Fakat teknoloji şirketlerinin insafına da bırakmayalım..

Çünkü çocuklarımızın dijital güvenliği, artık bir tercih değil; toplumsal bir sorumluluktur..

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.