Ankara’da ilk kez düzenlenen WTA 125 seviyesindeki Ankara Open sona erdi.
Ve açık söylemek lazım; organizasyon mükemmeldi.
Tribünler tamamen dolu…
İzlerken bir an Roma Açık ya da Madrid Open izliyormuşuz gibi hissettik.
Bu organizasyonun arkasındaki isim Top Spin Kulübü Başkanı İsmail Geliç’i özellikle tebrik etmek gerekiyor.
İsmail Geliç sadece bir hayalini gerçekleştirmedi.
Aynı zamanda bir turnuva nasıl organize edilir, tribün nasıl doldurulur, tenis seyircisi nasıl salona çekilir konusunda özellikle İstanbul’daki kulüplere de çok önemli bir mesaj verdi.
Bence Ankara Open’ın en önemli kazanımlarından biri de buydu.
Turnuvanın en genç yıldızı ise Topspin sporcusu Deniz Dilek oldu.
Yarı final oynayarak yalnızca bugünün değil, geleceğin de önemli oyuncularından biri olabileceğini gösterdi. Deniz’in bu turnuvadaki performansı, Türk tenisinin geleceği adına gerçekten önemli bir mesajdı.
Ve şampiyon…
Berfu Cengiz.
Talihsiz bir sakatlığın ardından rüya gibi bir dönüş.
“Bir daha dönemeyebilir” denilen bir noktadan yeniden korta çıkıp WTA 125 şampiyonluğu…
Bu hikâyenin içerisinde Adana Tenis Dağcılık Kulübü’nün verdiği desteğin yeri çok ayrı.
Başkan Ali Keskin’in Berfu’ya ve Türk tenisine verdiği desteği iki kelimeyle anlatmak mümkün değil. Böyle zamanlarda sporcuya inanmak, yanında durmak ve yeniden ayağa kalkması için destek olmak çok değerli.
Ama Ankara Open bize başka bir şeyi de çok net gösterdi:
Türk sporcularındaki fiziksel eksikler artık gözle görülür seviyede.
Tenis; neredeyse her gün maç oynanan, fiziksel ve mental olarak son derece zorlayıcı bir spor.
Hatta profesyonel anlamda yapılan sporlar içerisinde belki de en zorlarından biri.
WTA ve ITF takvimi korkunç yoğun.
Bu takvimde sürekli yarışan oyuncuların yalnızca tenis antrenmanı yaparak ayakta kalması mümkün değil.
Özellikle kulüplerimizin fitness konusunu yeniden ve ciddi şekilde düşünmesi gerekiyor.
Teniste hem anaerobik hem aerobik kapasitenin, patlayıcılığın, dayanıklılığın ve çevikliğin aynı anda üst seviyede olması gerekiyor.
Ne kadar zeki bir oyuncu olursanız olun…
WTA ve ATP ilk 200 seviyesinde patlayıcılığı dayanıklılıkla, dayanıklılığı çeviklikle birleştiremediğiniz zaman, bu korkunç takvime uzun süre adapte olmak çok zor.
Artık tenis sadece raket ve topla oynanmıyor.
Vücut da oyunun bir parçası.
Bu nedenle kulüplerimizin profesyonel oyuncular için fitness ve beslenme konusunda, genel programlardan tamamen farklı, oyuncunun turnuva takvimine göre hazırlanmış özel planlamalara geçmesi gerektiğini düşünüyorum.
Ankara Open sadece bir turnuva olmadı.
Türk tenisine organizasyonuyla, seyircisiyle, genç oyuncularıyla ve verdiği mesajlarla çok güzel bir pencere açtı.
Emeği geçen herkese, başta İsmail Geliç ve Top Spin Kulübü olmak üzere, Ankara Open’ı Türk tenisinin takvimine kazandırdıkları için teşekkürler.
Şimdi en büyük dileğimiz belli:
Ankara Open’ın geleneksel hâle gelmesi.
Çünkü Türk tenisi böyle organizasyonları ne kadar çoğaltırsa, geleceğimiz de o kadar güçlenir.