Sanatı bitirdik.
Müziği susturduk.
Sporu yok saydık.
Sonra çocuklara “neden böyle oldunuz?” diye soruyoruz.
Cevap basit:
Çünkü biz böyle yaptık.
Okulları sabah akşam dershaneye çevirdik.
Hayatı kitaba hapsettik.
90’larda okul yarım gündü.
Hayat okuldan sonra başlıyordu.
Kulübe gidiyorduk.
Top oynuyorduk.
Müzik yapıyorduk.
Tiyatro oynuyorduk.
Nevşehir’in bir köyünde öğretmenler tiyatro kuruyordu.
Müzik vardı.
Voleybol takımı vardı, final oynuyordu.
Köy burası…
Ama hayat vardı.
Bugün şehirde çocuk var…
Ama hayat yok.
Git bugün “ben iki tenis kortu yapacağım” de.
Seni bir masadan diğerine sürüklerler.
A’dan B’ye…
B’den C’ye…
Sonra tekrar başa.
Proje değil…
Labirent.
Sonra çıkıp diyorlar ki:
“Ülkemizde neden sporcu yok?”
Çünkü siz istemiyorsunuz.
Sistem üretmek için değil, yıldırmak için kurulmuş.
Bugün çocukların enerjisi yok değil…
Alanı yok.
Koşacak yer yok.
Çalacak enstrüman yok.
Kendini ifade edecek sahne yok.
Ama sınav var.
Test var.
Baskı var.
Sonra diyoruz ki:
“Çocuklar neden agresif?”
Çünkü içlerini doldurup
boşaltacak yer bırakmadık.
Gerçek şu:
Spor yapan çocuk
sabretmeyi öğrenir.
Kaybetmeyi öğrenir.
Kendini tutmayı öğrenir.
Kortta bağırıp çağırırsan maç kazanamazsın.
Kontrol edemezsen kaybedersin.
Hayatta da aynı.
O yüzden spor yapan çocuk
zarar vermez.
Ama biz ne yaptık?
Kortu kaldırdık.
Sahneyi kapattık.
Spor salonunu depoya çevirdik.
Sonra ekran başında büyüyen nesli izliyoruz.
Herkes konuşuyor…
Ama kimse şunu söylemiyor:
Bu bir eğitim sorunu değil.
Bu bir vizyon çöküşü.
Ve en acısı şu:
Toplumun kalbi olan üç şeyi öldürdük.
Sporu.
Sanatı.
Müziği.
Şimdi kalpsiz bir nesil yetişiyor.