Dakika 81.
Sahada iki stoper var.
Elinde, hazırlık maçlarında gol atan formda bir Can Uzun var ama kenarda oturuyor.
Sonra çıkıp sonucu şansa, güne ya da bireysel hatalara bağlamanın anlamı yok.
Montella, bu maçta kadro mühendisliğinde de form durumunu değerlendirmede de sınıfta kaldı.
Asıl sınıfta kalan sadece Montella da değil.
Medya sınıfta kaldı.
Yorumcular sınıfta kaldı.
Taraftar sınıfta kaldı.
Herkes Avustralya’yı çantada keklik gördü.
Oysa Avustralya tam bir spor ülkesi.
Fiziksel güçleri üst düzey.
Disiplinleri üst düzey.
Adam adama savunmaları üst düzey.
Sahada birbirlerine yakın oynayarak Türkiye’nin teknik üstünlüğünü boğdular.
Duvar gibi savunma yaptılar.
Şapka çıkarmak lazım.
Biz ise maçı oynanmadan kazandık sandık.
Real Madrid’de oynuyor diye Arda…
Juventus’ta oynuyor diye Kenan…
Bunlar maç kazandırmıyor.
Maçı; mücadele, doğru plan ve doğru tercihler kazandırıyor.
Kerem, sahada kaldığı süre boyunca fiziksel mücadelede yalnız bırakıldı.
Can Uzun gibi farklı bir çözüm ise hiç düşünülmedi.
Fizik gücüyle oynayan bir savunmayı nasıl açacağımıza dair sahada tek bir net plan göremedik.
Bugün bize futbol çok önemli bir ders verdi:
Rakibin formasına değil, sahadaki gücüne bakacaksın.
Avustralya’yı küçümsedik.
Maçı oynanmadan aldık.
Ama futbol kibri sevmez.
Saha herkesi hizaya sokar.
Bugün de soktu.
Umarım bu yenilgi, yıllardır yaptığımız en büyük hatayı yüzümüze vurur:
Hiçbir rakibi küçümseme.
Çünkü maçlar televizyon stüdyolarında değil, sahada kazanılır.