Wimbledon ve spor psikolojisi

Yayınlama: 03.07.2026
A+
A-

Gündem yine yoğun…

İlginç bir dönemden geçiyoruz.

Zaman çok hızlı akıyor.

Bugün gücün yanında duranlar, gösteriş için vicdan sergileyenler, çıkarına göre yön değiştirenler kendilerini kazanan sanabilir. Ama zamanın güzel bir huyu vardır; herkesi bir gün kendi cümleleriyle baş başa bırakır.

Omurgalı durabilmek zor iştir.

Rüzgâr hangi taraftan eserse oraya dönmek kolaydır. Zor olan, rüzgâr değiştiğinde de aynı yerde durabilmektir.

Şimdi korta geçelim…

Wimbledon yine bize tenisin sadece raket ve toptan ibaret olmadığını gösteriyor.

Çim kortta servis, teknikten çok zihinsel bir oyundur.

Bazı oyuncular, iki saat boyunca her servisten önce aynı ritüeli uygular: Aynı nefes, aynı top sektirme, aynı bakış…

Çünkü beyin düzeni sever.

O birkaç saniye içinde oyuncu sadece kendi zihnini hazırlamaz; rakibinin zihnine de baskı kurar. Servisin yönünü son ana kadar gizler, beklentiyi değiştirir, kararsızlık oluşturur. Aslında puan, topa vurulmadan birkaç saniye önce başlamıştır.

İşte bu yüzden spor psikolojisi sadece odada oturup “Problemin ne?” diye konuşmak değildir.

Kortta olmak gerekir.

Oyuncunun nefesini görmek gerekir.

Servis ritmini hissetmek gerekir.

Maçın temposunu okumak gerekir.

Çünkü tenis, raketten önce beyinle oynanır.

Spor psikoloğu, o sporun içinde yaşamıyorsa, o sporu sadece dinliyorsa önemli bir parçayı kaçırır.

Kitaplar çok şey öğretir.

Ama kort, kitapların yazmadığı ayrıntıları öğretir.

Neyse…

Ben topu yeniden tenise atayım.

Malum, bu aralar topun nereye düştüğünden çok, lafın nereye düştüğü daha tehlikeli.

Yazıyı burada bitireyim.

Yoksa bir sonraki Wimbledon finalini yine izleriz…

Ama tribünden mi, evden mi, yoksa devletin misafirhanesinden mi…

Orasını şimdiden kestirmek zor.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.