Arka çizgiden forehandiyle bitirici, rakibi tek vuruşta dağıtan atak vuruşları olmayan Coco Gauff, Cincinnati’de yine finalde.
Daha da ilginci şu:
Coco Gauff, yarı finalden önce kolay kolay elenmiyor.
Çoğu zaman Coco’yu izlemek, sevmediğin bir derse girmek zorunda olmak gibi.
İzlemek istemiyorsun ama takip ediyorsun.
Çünkü insanın aklında sürekli aynı soru var:
Bu oyuncu nasıl oluyor da hep finalde?
Oyunu çoğu zaman seyir zevki açısından sıkıcı. Arka çizgide inanılmaz agresif, inanılmaz bitirici bir tenis de oynamıyor. Forehandiyle rakibi parçalayan bir oyuncu hiç değil.
Ama dönüp bakıyorsun:
Coco finalde.
Peki bunu nasıl yapıyor?
Coco Gauff’un tenisinin temelinde belki de en büyük güç şu:
Oyun fiziksel olarak ondan hiçbir zaman kopmuyor.
Bir milim düşmüyor.
Aynı direniş.
Aynı savunma.
Aynı konsantrasyon.
Aynı top takibi.
Bunun arkasında sadece yetenek olamaz.
Burada mükemmel bir beslenme ve fitness kültürü olduğunu görüyorsun.
Çünkü bu kadar uzun süre, bu kadar yoğun savunma yapıp hiç düşmemek tesadüf değil.
Kötü beslense bir yerde mutlaka ortaya çıkar.
Fitness seviyesi yeterli olmasa, bu kadar dirençli oyunda bir noktada fiziksel olarak kırılır.
Ama Coco kırılmıyor.
Bu yüzden şunu söyleyebiliriz:
Coco’nun beslenme ve fitness seviyesi 100 üzerinden 100’e yakın.
Peki bu ona ne sağlıyor?
Coco, rakibin onu yıpratmasını engelliyor.
Rakip bir saat oynuyor.
Coco da bir saat oynuyor.
Rakip iki saat oynuyor.
Coco da iki saat oynuyor.
Ama sonunda rakibin zihninde şu soru oluşmaya başlıyor:
“Bu kız ne zaman yorulacak?”
Cevap çoğu zaman:
Yorulmuyor.
Coco’nun backhandi hem savunmada hem hücumda çok etkili.
Arka çizgide etkili.
İçeri girdiğinde etkili.
Rakipler bu yüzden mümkün olduğunca Coco’nun backhandinden uzak durmaya çalışıyorlar.
Topu forehandine yönlendirmek istiyorlar.
Ve Coco’nun oyununda büyük bir oranla, yaklaşık yüzde 70’e yakın topun forehand tarafına gelmesinin temel nedeni de bu.
Çünkü rakipler backhand tarafında Coco’ya rahat oyun alanı vermek istemiyor.
Ama burada başka bir problem ortaya çıkıyor:
Coco’nun forehandine oynamak, onun forehandini kırmak anlamına gelmiyor.
Çünkü Coco’nun en büyük yeteneklerinden biri şu:
Rakibin ona verdiği topun değerini sonuna kadar kullanabiliyor.
Forehandi belki WTA’nın en üst seviyesinde bitirici bir silah değil.
Hatta bazen 500 numara seviyesinde bir forehand gibi görünebiliyor.
Ama Coco, o forehandle yapılabilecek ne varsa yapıyor.
Türkçe bir deyimle:
Forehandinden 10 kilo süt alınabiliyorsa, Coco o 10 kilo sütün tamamını alıyor.
Ne bir gram eksik.
Ne bir damla bırakıyor.
Coco’nun oyununda belki de en önemli detaylardan biri bu.
Rakipler zaman zaman ona kısa top bırakıyor.
Çünkü arka çizgide Coco’yu delmek kolay değil.
Ama Coco zamanla şunu fark etmiş.
Ya da birileri ona çok doğru bir şey fark ettirmiş:
Servis karesinin içinde Coco’nun top takibi ve refleksleri olağanüstü.
Topu inanılmaz iyi görüyor.
Refleksleri çok hızlı.
Kısa toplarda, özellikle servis karesine girdiğinde bambaşka bir Coco ortaya çıkıyor.
Her 10 kısa toptan 8’ini sayıya çevirebilecek kadar etkili.
Kötü bir kısa top bile bırakılsa, servis karesine girdiği anda Coco topu takip etme ve refleksleriyle sayıya gidebiliyor.
İnsanların:
“Bu puan gitti.”
dediği topları geri getirip sayıya çevirebiliyor.
Ve bunun çok önemli bir psikolojik sonucu var.
Bir oyuncu kazanacağını düşündüğü puanı kaybettiğinde sadece bir puan kaybetmez.
Momentum da el değiştirir.
Puanın gittiğini düşünürken Coco puanı alır.
Sonra rakip tekrar düşünmeye başlar.
Sonra bir sonraki topu daha iyi vurmak ister.
Sonra biraz daha risk alır.
Ve Coco bir anda oyunun psikolojik merkezine oturur.
Rakipler Coco’nun forehandine sürekli oynuyor.
Ama Coco, arka çizgide her topu kısa düşürmeden tekrar içeri atabiliyor.
Bu olağanüstü bir direnç.
Bazen agresif oynuyor.
Bazen hızlandırıyor.
Ama onun oyununda arka çizgiden sürekli bitirici vuruş üretmek gibi bir durum yok.
Coco bunun farkında.
En önemli tarafı da bu.
Kendi oyununu tanıyor.
Forehandinden mucize çıkarmaya çalışmıyor.
Her topu winner yapmaya uğraşmıyor.
Ama içeri girerse, top ona uygun yükseklikte gelirse, o zaman etkili vurmaya çalışıyor.
Yani Coco’nun oyunu şu:
Yapamayacağım şeyi yapmaya çalışmıyorum.
Yapabildiğim şeyi ise sonuna kadar yapıyorum.
Bence onu büyük oyuncu yapan noktalardan biri tam olarak bu.
Coco’nun top takibi müthiş.
İyi hareket ediyor.
Bacakları dünyanın en hızlı bacakları olmayabilir.
Ama gerektiğinde adımlarını uzatabiliyor.
Açıyı açıyor.
Dengesini kaybetmeden savunmaya devam ediyor.
Ve bacaklarının üzerinde çok ciddi bir plyometric antrenman geçmişi olduğu belli.
Çünkü Coco sadece koşmuyor.
Duruyor, tekrar çıkıyor, tekrar duruyor, tekrar yön değiştiriyor.
Teniste asıl fiziksel yük çoğu zaman burada.
Düz koşmakta değil.
Ani durmakta.
Tekrar hızlanmakta.
Yön değiştirmekte.
Düşük merkezden tekrar kalkmakta.
Coco’nun bacakları bunu defalarca yapabiliyor.
Bu yüzden rakibin “biraz daha bastırırsam düşer” düşüncesi çoğu zaman çalışmıyor.
Çünkü Coco düşmüyor.
Coco çok süslü oynamıyor.
Sürekli inanılmaz açılar bulmuyor.
Her puanı alkış alacak bir vuruşla bitirmiyor.
Ama çok basit oynuyor.
Ve sayıları leblebi gibi topluyor.
Bir puan.
Bir tane daha.
Bir tane daha.
Bir bakıyorsun set bitmiş.
Sonra bir set daha.
Ve sen hâlâ şunu düşünüyorsun:
“Ama Coco bugün ne yaptı ki?”
Aslında yaptığı şey şu:
Rakibe hiçbir şeyi kolay vermedi.
Kendi zayıflığını gizledi.
Backhandini kullandı.
Kısa topu gördüğünde cezayı kesti.
İnanılmaz topları geri getirdi.
Fiziksel olarak oyundan hiç düşmedi.
Ve rakibin hata yapmasını beklemekle kalmadı;
rakibi hata yapmaya zorladı.
İzlerken ofluyorsun.
Sıkılıyorsun.
Biraz daha heyecanlı bir tenis görmek istiyorsun.
Sonra skora bakıyorsun.
Coco finalde.
İşte Coco Gauff’un tenisinin belki de en büyük özeti bu:
Her oyuncu tenis oynar.
Bazı oyuncular ise sadece oyunu kaybetmemeyi bilir.
Coco Gauff, rakibe sürekli şu mesajı veriyor:
“Beni yenmek istiyorsan, gerçekten yenmen gerekiyor. Çünkü ben sana kendimi vermeyeceğim.”
Ve günümüz kadın tenisinde, özellikle fiziksel oyunun bu kadar yükseldiği bir dönemde, bazen büyük forehandlerden daha değerli olan şey tam olarak budur:
Oyunun içinde kalabilmek.
Coco, bunu herkesten daha iyi yapıyor.