Ömrünün neredeyse tamamını İstanbul’da geçirmiş, son bir buçuk yıldır ise işi nedeniyle Antalya’ya yerleşmiş bir gazetecinin gözünden İstanbul ile Antalya arasındaki farkları anlatmaya çalışacağım..
Aslında iki şehir arasındaki fark sadece nüfus, trafik ya da iklimden ibaret değil.. İstanbul’da ve Antalya’da yaşamak, zamanla, şehirle ve hayatla kurduğunuz ilişkinin de değişmesi anlamına geliyor..
İstanbul özellikle son 15-20 yılda inanılmaz ölçüde kalabalıklaştı..
Bana gençliğimde, “Bir gün Kartal’da ciddi bir trafik sorunu yaşayacaksınız” deselerdi herhalde güler geçerdim.. Oysa bugün çocukluğumun geçtiği, bir zamanlar her tarafı tarlalarla çevrili olan Orhantepe Mahallesi’nde bile sabah ve akşam saatlerinde ciddi trafik yoğunluğu yaşanıyor..
Özellikle daha önce Savaklar Deresi’nin bulunduğu, bugün ise derenin üzerinin kapatılmasıyla Şehit Hakan Kurban Caddesi adını alan, Minibüs Yolu ile D-100 Karayolu’nu birbirine bağlayan bu güzergahta ulaşım zaman zaman adeta durma noktasına geliyor..
Minibüslerden söz etmişken, İstanbul’un önemli sorunlarından birinin de minibüsler olduğunu söylemek gerekiyor.. Her ne kadar son dönemde sayıları azalsa ve bazı güzergahları kısalsa da minibüsler, özellikle trafik ve gürültü açısından hâlâ ciddi bir sorun oluşturuyor..
İstanbul’un bir ucunun Tuzla, diğer ucunun Silivri olduğunu düşünün.. Kendi aracınızla bile yola çıksanız, trafik yoğunluğuna bağlı olarak şehrin bir ucundan diğer ucuna ulaşmak en iyi ihtimalle yaklaşık 3,5 saatinizi alabiliyor..
Dahası, bir zamanlar İstanbul ile İzmir arasındaki yolculuğun neredeyse bir gün sürdüğü dönemleri hatırlayın.. Bugün ise İstanbul-İzmir arasındaki yolculuk yaklaşık 3,5 saate kadar inmiş durumda..
Yani İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna gitmek için harcadığınız zaman, neredeyse İstanbul’dan İzmir’e gitmek için harcadığınız zamana denk geliyor..
İşte bu nedenle İstanbul’da yaşayan insanların önemli bir bölümünün ömrü adeta yollarda geçiyor..
Toplu ulaşım deseniz, özellikle yoğun saatlerde hepsi birbirinden sorunlu hale gelebiliyor.. Tıklım tıklım otobüsler, metrolar, metrobüsler ve Marmaray.. İnsanların birbirine saygı göstermekte zorlandığı, itiş kakışın ve yoğunluğun günlük hayatın bir parçası haline geldiği bir ulaşım düzeni..
Bir otobüse ya da metroya binmek, bazen sadece bir yerden başka bir yere gitmek değil, aynı zamanda ciddi bir sabır sınavına dönüşebiliyor..
İnsanların birbirine saygısızca davranması, binenlerin inenleri beklemeden araçlara doluşması, yer kapma telaşı, yoğunluk, gürültü ve sürekli bir yerlere yetişme çabası İstanbul’daki şehir hayatının önemli parçalarından biri haline gelmiş durumda..
Antalya’ya gelince ise insanın şehirle kurduğu ilişkinin değiştiğini hissediyorsunuz..
Son bir buçuk yıldır Antalya’da yaşıyorum.. İnanın, korna sesini unuttum desem yalan söylememiş olurum..
Havalimanı ile çalıştığım Antalya Belek Üniversitesi arasındaki mesafe yaklaşık 30 kilometre.. Trafiğin yoğun olmadığı saatlerde bu yolu 20-25 dakikada gidip gelebiliyoruz..
Toplu ulaşımda ise iki aktarmayla yaklaşık bir buçuk saatte ulaşmak mümkün.. İstanbul’daki kadar hızlı ve yaygın bir ulaşım ağı olmasa da yolculukların daha sakin ve daha az stresli olduğunu hissediyorsunuz..
Kimsenin kimseye karşı sürekli bir telaş içerisinde olmadığı, itiş kakışın İstanbul’daki kadar yoğun yaşanmadığı bir şehir Antalya..
Metroda yer kapma kavgası, otobüse binerken birbirini itip geçme telaşı ya da sürekli korna sesleri burada İstanbul’daki kadar hayatın doğal bir parçası değil..
Elbette Antalya’nın da ulaşım sorunları var.. Özellikle yaz aylarında turistlerin ve şehir nüfusunun artmasıyla bazı bölgelerde ciddi trafik yoğunlukları yaşanıyor.. Antalya da büyüyor ve büyüdükçe İstanbul’da gördüğümüz bazı sorunlarla karşılaşmaya başlıyor..
Ama yine de iki şehir arasındaki yaşam temposu açısından ciddi bir fark olduğunu düşünüyorum..
Antalya’nın bir başka önemli avantajı ise doğayla iç içe olması..
İstanbul’da denize ulaşmak, doğaya çıkmak ya da sakin bir yerde vakit geçirmek için çoğu zaman uzun mesafeler kat etmeniz gerekiyor.. Antalya’da ise deniz, dağ, orman, tarih ve şehir hayatı birbirine çok daha yakın..
Deniz, kum, güneş ve tarih adeta iç içe..
Bir yanda Akdeniz, diğer yanda Toroslar.. Birkaç saat içerisinde denize girebilir, ardından dağlara çıkabilir, bir antik kenti gezebilir veya doğanın içerisinde sakin bir gün geçirebilirsiniz..
Üstelik Antalya sadece bir turizm şehri de değil.. Türkiye’nin önemli tarım ve gıda üretim merkezlerinden biri.. Özellikle sebze ve meyve üretimindeki ağırlığı, şehrin ekonomik ve sosyal yapısında tarımın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor..
İklim açısından da İstanbul ile Antalya arasında ciddi fark var.. Antalya’nın kış aylarındaki ılıman havası özellikle İstanbul’un soğuk, yağışlı ve rüzgarlı kışlarıyla karşılaştırıldığında önemli bir avantaj sağlıyor..
Tabii Antalya’nın yazları da oldukça sıcak ve nemli.. Dolayısıyla herkes için dört mevsim ideal bir iklim olduğunu söylemek mümkün değil..
İstanbul’un ise kendine özgü bambaşka avantajları var..
İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden biri.. Boğazı, tarihi yarımadası, iki kıtayı birbirine bağlayan eşsiz konumu, tarihi yapıları, müzeleri, tiyatroları, konserleri, restoranları ve kültür-sanat hayatıyla gerçekten başka bir şehir..
İstanbul’da her gün başka bir semte gitseniz, başka bir tarih, başka bir kültür ve başka bir hayatla karşılaşabilirsiniz..
Bu açıdan İstanbul’un sunduğu sosyal, kültürel ve ekonomik çeşitliliğin Antalya’dan çok daha fazla olduğunu kabul etmek gerekiyor..
Ancak İstanbul’un bütün bu zenginliklerinin bir de bedeli var..
Kalabalık, trafik, gürültü, yüksek yaşam maliyetleri, yoğun çalışma temposu, uzun ulaşım süreleri ve sürekli bir yerlere yetişme telaşı..
Antalya’da ise hayat biraz daha yavaş akıyor..
Belki İstanbul kadar büyük bir kültür ve sanat çeşitliliği yok.. Belki ulaşım ağı İstanbul kadar gelişmiş değil.. Belki iş ve kariyer olanakları bazı sektörlerde İstanbul’la kıyaslanamayacak kadar sınırlı..
Ama karşılığında daha sakin bir hayat, doğaya daha kolay ulaşabilme ve şehir içerisinde daha az zaman kaybetme gibi önemli avantajlarınız oluyor..
Üstelik Antalya’da gezilecek ve görülecek o kadar çok yer var ki, son bir buçuk yıldır burada yaşamama rağmen henüz bunların belki de onda birini bile göremedim..
Bir düşünün.. Bir şehirde bir buçuk yıl yaşıyorsunuz ve hâlâ keşfedilecek yüzlerce yeriniz var..
Antalya’nın bu yönü beni gerçekten etkiliyor..
Şüphesiz ki İstanbul da dünyanın en güzel şehirlerinden biri..
Ama bazen insan ister istemez şu soruyu soruyor.. Acaba biz insanlar bu güzel şehri yaşanması daha zor bir hale mi getirdik..
Ya da yıllar içerisinde alınan yanlış ve yetersiz şehircilik kararları, İstanbul’un bugün karşı karşıya olduğu sorunların büyümesine neden mi oldu..
Çünkü plansız ve kontrolsüz büyümenin, yoğun yapılaşmanın ve artan nüfusun şehir hayatını ne kadar zorlaştırabileceğini bugün İstanbul’da açıkça görüyoruz..
Antalya ise henüz İstanbul’un ulaştığı nüfus ve yoğunluk seviyesinde değil..
Ancak son yıllarda Türkiye’nin en fazla göç alan şehirlerinden biri haline gelmesi, artan yapılaşma ve özellikle turizm sezonunda nüfusun ciddi biçimde artması, Antalya’nın geleceği açısından da dikkat edilmesi gereken konular..
Umarım Antalya, İstanbul’un yaşadığı sorunları yaşamadan büyümeyi başarır..
Bunun için Antalya’yı yönetenlerin öncelikle çarpık yapılaşmaya izin vermemesi gerekiyor..
Tarım alanlarının korunması, yeşil alanların artırılması, ulaşım altyapısının nüfus artışına göre planlanması, doğal güzelliklerin korunması ve yeni yapılaşmanın şehrin kapasitesi dikkate alınarak gerçekleştirilmesi büyük önem taşıyor..
Çünkü Antalya’nın en büyük zenginliği yalnızca denizi, güneşi ve turizmi değil.. Antalya’nın asıl zenginliği, doğası, tarımı, tarihi ve yaşam kültürüyle bir bütün olarak sahip olduğu değerler..
İstanbul bize kontrolsüz büyümenin ve plansız şehirleşmenin bir kenti ne kadar zorlayabileceğini gösteriyor..
Antalya ise aynı hataları tekrarlamadan büyüyebilmek için hâlâ önemli bir fırsata sahip..
Umarım bu fırsat iyi değerlendirilir..
Çünkü mesele sadece bugün Antalya’da rahat yaşamak değil.. Asıl mesele, bizden sonraki nesillere nasıl bir Antalya bırakacağımız..
Kısacası, bazen kendi kendime “Keşke Antalya’ya daha önce gelme ve yerleşme şansım olsaymış” diyorum..
İstanbul’u çok seviyorum.. Çocukluğum, gençliğim, anılarım ve hayatımın büyük bölümü o şehirde geçti.. İstanbul’un bende yeri her zaman ayrı olacak..
Ama Antalya’da geçirdiğim son bir buçuk yıl bana başka bir şeyi de gösterdi.. İnsan daha sakin, daha az stresli ve doğayla daha iç içe bir hayatın mümkün olduğunu burada daha iyi anlıyor..
Belki de iki şehir arasındaki en büyük fark tam olarak bu..
İstanbul insana çok şey sunuyor ama bunun karşılığında zamanınızdan çok şey alıyor..
Antalya ise daha azıyla yetinmeyi değil, hayatın kendisine biraz daha fazla zaman ayırmayı öğretiyor..
Ve bu yüzden, Antalya’ya her baktığımda Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün o sözü aklıma geliyor..
“Hiç şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel yeridir.”..