Ya devlet başa Ya kuzgun leşe diyebilir miyiz…? (3)

Biz İstanbul Üniversitesi. Felsefe bölümünde ilk derse girdiğimiz zaman bölüm kurucumuz olan Prof. Nihat Keklik hocamız şöyle demiş ve tahtaya bütün söylediklerini de yazmıştı. Medeniyet ; Med den gelir. Med şehir devleti ya da küçük, sınırlarını ve kendini diğer toplumlardan ayırmış yerleşim merkezi. Medde yaşayan insana medeni bu medde belirlenmiş yaşam kurallarına da Medeniyet denir. […]

Yayınlama: 27.05.2017
A+
A-

Biz İstanbul Üniversitesi. Felsefe bölümünde ilk derse girdiğimiz zaman bölüm kurucumuz olan Prof. Nihat Keklik hocamız şöyle demiş ve tahtaya bütün söylediklerini de yazmıştı.

Medeniyet ; Med den gelir. Med şehir devleti ya da küçük, sınırlarını ve kendini diğer toplumlardan ayırmış yerleşim merkezi. Medde yaşayan insana medeni bu medde belirlenmiş yaşam kurallarına da Medeniyet denir.

Uygarlık; Her toplumun ürettiği veya üretme kabiliyeti kazandığını teknoloji, ürün ve sosyolojik değerlere denir

Kültür; Toplumun ilişkilerini belirleyen genel tercihleri, yaşamında genel olarak kullandığı bütün ürünler, ürettiği ürünün desen motif ve şekli, binalar, yollar, dil, edebiyat şiir müzik ve gelenekleşmiş ananevi davranışlara denir.

Modern; Modaya uygun

Bir insanın şehirde yaşaması o kişinin medeni olması için yeterli değildir şehirde yaşama kurallarına olan uyumu o kişiyi medeni yapar. Şehirde yaşayan birin araba kullanması kullandığı arabanın üretimi ve üretimi için kullandığı bütün ürünler o arabanın gittiği yollar medeniyetin sahip olduğu uygarlığıdır. Kullandığı arabanın rengi genel olarak tercih edilen renklerden biri ise o modern bir renktir. Ve arabanın giderken su birikintisine girip su sıçratması veya su birikintisine girerken yavaşlayarak su sıçratmaması ise kültürdür.

Bunları yazıyorum çünkü bu yazdıklarımızı çok kullanacağız ve kavram kargaşasını ortadan kaldırmak için bu şart. Günümüz insanlarının kavramları kullanırken farklı maksatları olabilir. Ancak biz bir kavramı kullanırken ne anlatmak istiyoruz açıklama yapmaya gerek olmadan hepimizin bilmesini istiyorum demişti… Aradan geçen 36 sene Nihat hocamızın ne kadar haklı olduğunu kafamıza çaka çaka kazıdı.

Bir çok kavramı kullanmadan her hangi bir konuda bir şey anlatmak yazmak mümkün görünmüyor. Ancak kullandığınız kavramın içini doldurunca cümlelerimiz mana taşıyor. İki bölüm halinde verdiğim toplumun sekülerleşme süreci hiç kavramsal değer taşımadı çünkü seküler kelimesinin kavramsal olarak hepimizin aklında bir igadesi olduğunu biliyorum. Ben kullanmadım çünkü seküler kelimesini kullanmam benim bir mana arz etmemdi. Ancak okuyanın ne anlayacağını bilemedim.

Gerçek manasından çok farklı kullanılan seküler kelimesi aslında latince Saeculum kelimesinden türemiştir. Kök kelimenin ifade ettiği mana ise nesil anlamındadır yada yüzyıl olarak kullanılır. Ancak Hristiyan roma bu kelimeyi dünyalılaşmak olarak kullanmış İngilizce’ye seküler olarak geçerken Felsefi manada dinden bilime metafizikten gerçekçiliğe yönelmek anlamında kullanılmıştır…İşin aslında buradaki manalarında bir sorun yok ama aynı maksatla gelişen toplumsal harekete ayrıca modernite de denmiştir. Neredeyse aynı manalarda kullanılıyor toplumun bireyselleşmesi, bağımsızlaşması özgürleşmesi…

İster modernite diyelim ister seküler olarak isimlendirelim aslında ortada gerçekleşen toplumun bağımsızlaşması ve bireyselleşmesi gerçeğini değiştirmez. Değiştirmez de, açıklamaz da. Peki toplum kimden bağımsızlaşıyor ve neden özgürleşiyor sorusunun cevabı da yoktur. Ayrıca bu gelişim devlet esasının içini de boşaltır. Olaya bireysel anlamda bakacak olursak bağımsız “” dini inançların bağlayıcı şartlandırmalarından” “toplumun diğer üyleri ile olan ilişki ve ilişkiler kurallarından” “bağlayıcı bütün oterite ve otoriteyi temsil eden hükümlerden”” peki böyle bir bağımsızlık ile Devlet organizmasını bir birine bağlayabilir miyiz. Seküler bir toplumun karşısındaki en büyük bağlayıcı, zorunlu sınırlayıcı (medeni insanın birlikte yaşamasını kolaylaştıracak hükümlülükler ve cezai uygulamalar) unsur olma özelliğini taşımaz mı?

Modern toplum anlayışının hızla yayılması doğal bir süreç gibi gözükse de arkasında inanılmaz bir netokratik destekle sosyal unsurların içine sızmayı başardığı gözlemlenmiştir. Ayrıca devlet kendini modern olabilmek adına başlattığı şehirlileşme projeksiyonu ile farkına varmadan yok etmektedir. En azından varlığını sürdürse bile tabasının kendisine olan saygı sevgi ve bağımlılığını kaybetmektedir.

Genelde gelişemeyen uygarlıklarını yenilemeyen kültürünü güncellemeyen toplumlarda var olan devletler toplumun gelişimini kendisinin bekasını devam ettirebilme noktasını uygarlığı topluma götürmek yerine toplumu uygarlığa taşımak sureti kazanacağını düşünmüştür.

Bu sanayi ve ticaret alanında bir yerde toplanmanın vergi toplamada kolaylık kazandırması ve gelişimin toplumun bütün kesimlerine daha çabuk yayılması için bile olsa yepyeni bir kültürün sekülerleşmesinin sebebi olmuştur. Ve modernitenin yerleşmesinin sebebi olmuştur. Önce kültürde başlayan çözülme gözle görülür bir şekilde her konuda hızla kendine yer bulmuştur. İnançlar, davranışlar değişmiş sosyolojik değerler değerini kaybetmiştir. Ata artık itibar edilir olmaktan uzaklaşmış yerini güncel hayatın akışını temin eden unsurlara olan yakınlık almıştır.

Kültürde başlayan sekülerleşme medeniyet kuralları içinde de kendini göstermiş birlikte yaşama kuralları bir değer ifade etmekten uzaklaşmıştır, kalabalıkların içinde yalnız insan sayısındaki artış toplumsal yeni hastalıkların üremesinin sebebi olmuştur. Depresyon ve ankisiyete bozuklukları, panik ataklar toplumda yaygın hastalıklar olarak ortaya çıktı. Efendim bunlar eskiden de vardı sadece tanı konamıyordu diyen bir çok insana rastladım. Gerçi eskiden bunun tanısı yoktur diyenlere hak vermiyor değilim. Ancak belirtilerini şahsım adına eski insanların hiç birinde görmedim…

Toplumun sekülerleşmesi (dinden ve ahlaki değerlerden vaz geçip materyalist mantıkla olaylara bireyselleşen bakışları ile bakmaya başlayan insan) devletten uzaklaşması ve devleti kendisini sınırlayan bir organizma olarak görmesini getirdi. Bu organizma üstelik kendi kontrolü olmadan yüzlerce kolu olan bir ahtapot gibi kendisini kuşatan dev bir vantuz olarak bakma başlıyor. Bu yaşanan gerçeğin inkar edilemez oluşu devletin her alanda elinin halkının cebine sokması ve buna bireyin hiç bir şekilde hayır diyemeyişi ve konuşulan bu davranışlara her zaman devletin daha iyi hayat şartı daha iyi eğitim daha iyi sağlık ve daha yüksek standarda gelir dağılımı söylemleri ile sürdürmesi bir müddet sonra halk üzerindeki etkisini kaybediyor.

Halkın devletin elinin kendi cebinde olduğunu bilmesi başka bir şey ama bu elin daha varlıklı ve daha müreffeh yaşayan insanlara kendi cebine girdiği gibi hoyratça girdiğini görmesi sonucu oluşan adaletsizliği görmesi daha başka davranışlara sebep oluyor. Devletin iş verip devletin çıkarlarını koruması için görevlendirdiği memuru rüşvet almaya ve vatandaşın işinin bir şekilde yürümesini sağlamaya çalışıyor. Bunu yaparken nemalanmasını ise zaten devletin bir şekilde kendisinden haksızca aldığını dengelediğini düşünmesine sebep oluyor. Bunu elektrik ve su parası öderken de düşünüyor. Kanuna veya yönetmeliklere uygun olmadığı halde bir kılıfını bularak halletmesini ise yürümeyen faribanın işini yapmak olarak adlandırıyor oldu.

Bu durum bir şekilde devletin kendi kadroları içinde halkın devlete bakışı ile doğru orantılı olarak Asabiyet ve gayretini etkiler oldu. Asabiyet (manevi değerler ve sadakat ile devlete bağlılık) düştükçe kişinin devlete karşı olan düzene karşı olan sadakatı elbette düştü. İşte bu bağlılık azaldıkça kişinin artık ya devlet başa ya kuzgun leşe demek artık lafı güzaf oldu. Kimsenin bunu hayatından bir şeyi feda ederek yerine getirme niyeti kalmadı.

İŞTE BÜTÜN BU GELİŞMELERİN SONUCUNDA HİYERARŞİNİN YERİNİ ANARŞİ ALIR… VE ANARŞİ MUTLAKA BİR GÜN KENDİNİ KAN AKITIRKEN GÖSTERİR

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.