İçimizde Ölen Birileri Var…

Çok derinlerimde bir çocuk var. Onun biraz üstünde genç kızlığım ve şimdiki ben; sımsıkı örtmüş bu iki cesedi. Kemikleri sızlıyor her ikisinin de! Hissediyorum sessiz çığlıklarını. Bazen onlara cehennemi, bazense cenneti yaşatıyorum. Ben izin verdikçe dirilir gibi oluyorlar ruhumda. Ama çoğunlukla kendimi yavrularını kaybetmiş bir anne gibi hissediyorum. Garip değil mi? Zamandan yaş aldıkça, rakamlar […]

Yayınlama: 14.07.2018
A+
A-

Çok derinlerimde bir çocuk var. Onun biraz üstünde genç kızlığım ve şimdiki ben; sımsıkı örtmüş bu iki cesedi. Kemikleri sızlıyor her ikisinin de! Hissediyorum sessiz çığlıklarını. Bazen onlara cehennemi, bazense cenneti yaşatıyorum. Ben izin verdikçe dirilir gibi oluyorlar ruhumda. Ama çoğunlukla kendimi yavrularını kaybetmiş bir anne gibi hissediyorum. Garip değil mi?

Zamandan yaş aldıkça, rakamlar arttıkça, içimizde ölenler de çoğalıyor ve belki de bir zaman sonra benliğimizde onlarca cesedin ağırlığıyla yol alıyoruz. Sanırım onun için bu yaşanan anlamsız yorgunluk! Size de oldu mu bilmem hiç içinizde çocukluğunuzdan bir çığlık duyduğunuz? Birden anne diye ağlayan o masum çocuk olduğunuz?  Ya da iki genç sevgili gördüğünüzde dudaklarınıza ilk dokunan dudakların hatırasını bütün bedeninizde hissettiğiniz? Bir çocuktunuz bir zamanlar çünkü; bir genç kız, bir delikanlıydınız. Peki şimdi nerede sanıyorsunuz onları? Ben söyleyeyim: Şimdi onların tabutu bu beden!

İçimizde ölen birileri var. Bugün sadece çocukluğunuz, masumluğunuz, gençliğiniz belki… Ya yarınlarda? Kadınlığınız, erkekliğiniz, bedensel özgürlüğünüz… Sandığınız gibi ölüm öyle bir kerelik bir son değil! Aslında öle öle, kendimizden öldüre öldüre ölüme gidiyoruz.

Mutlu olduğunuz anları düşünün şimdi. Mesela geçen gün arkadaşlarla sarhoş olduğunuz o geceye dönelim. Belki de içinizdeki çocuğa ya da gençliğinize bir dirilişi mümkün kıldınız böylelikle aslında. Bir süreliğine de olsa onları yaşadığınız, yaşattığınız için mutluydunuz…

Gün içinde birçok alkollü insanı gözlemleme şansı buluyorum ve değişimlerine tanık oluyorum: “Hadi canım bu aynı adam olamaz!”. Diyorum değişen kişiliklerini gördükçe. Ya çok çocuksu oluyorlar ya da flört eden bir genç! Yaşlarıyla ilgisi olmayan davranışlarda bulunuyorlar. Acaba biz kendimizi uyuşturdukça içimizde öldürdüğümüz, ama bir türlü katili olmayı göze alamadığımız, benlikler mi canlanıyor? O yüzden mi ertesi gün pek bir şey hatırlanmasa da sadece mutlu, huzurlu olduğumuzu hissediyoruz? Biz değil de içimizdekileri mi yaşatıyoruz aslında kısa bir süreliğine de olsa?

Yıllardır sorar dururum kendime: “İnsanlar neden içer?” Diye. Şimdi anlıyorum sanırım: Gençler çocukluğunu yaşamak için, orta yaşlılar gençliklerini, daha yaşlılar her ikisini de anımsamak için içiyorlar bence! Çünkü biz yaşlandıkça içimizde ölen birileri var ve biz kendimiz oldukça yaslarını tutuyoruz onların bilmeden…

İçin demiyorum; yanlış anlaşılmasın! Bir oyun oynayın içinizdeki çocuğu yaşatmak için çocuklarınızla ya da torunlarınızla. Yaşınız ne olursa olsun flört edin, dans edin gençliğinizdeki gibi…

Öldürmeye razı olmayın onları!
Hepsi olun: O çocuk, o genç ve SİZ…
 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.