Okullar neden kan gölüne döndü?

Yayınlama: 15.04.2026
A+
A-

Türkiye artık okul katliamları gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalan bir ülke haline geliyor..

İstanbul Çekmeköy’de öğretmen Fatma Nur Çelik’in öldürülmesi bir kırılma noktası olmalıydı.. Fakat olay münferit gibi gösterilerek unutuldu ya da unutturuldu..
Şanlıurfa’da bir saldırganın onlarca öğrenci ve öğretmeni yaralaması ise çok elem verici bir olaydı..

Daha bu iki olayın şokunu atlatamadan bugün de Kahramanmaraş’ta bir çocuğun gerçekleştirdiği katliamla sarsıldık..

Bu olaylara hâlâ “münferit” demek, gerçeğe sırtını dönmektir.. Ortada açık bir güvenlik zaafiyeti ve zincirleme bir ihmal söz konusu..
Çocukların eğitim gördüğü yerlerin bu kadar savunmasız olması kabul edilemez..

Okulunu koruyamayan bir sistemin başka hiçbir alanda başarı iddiası olamaz..

Bugün öğrenciler ders değil, hayatta kalmayı düşünüyor.. Öğrencilerin camlardan atlayarak canlarını kurtarmaya çalışmalarını içimiz cız ederek izledik..

Camdan atlayan çocuk görüntüleri bir ülkenin eğitim sistemine vurulmuş ağır bir darbedir.. Daha açık bir çöküş göstergesi olamaz..
Bu tablo karşısında susan herkes bu sorunun bir parçasıdır.. İstese de istemese de..

Devlet ve ilgili kurumlar artık konuşmayı bırakıp harekete geçmek zorunda.. Gecikme lüksü yok..
Okul girişleri mutlaka havaalanı ciddiyetinde denetlenmeli.. 
Arama yapılmadan istisnasız hiçbir kimse okul bahçesine dahi girememeli.. 
Güvenlik görevlileri artırılmalı.. Ama göstermelik değil.. Eğitimli ve yetkin olmalı..

Ama mesele sadece kapı ve duvar değil.. Bu iş çok daha derin..
Toplumun şiddetle kurduğu ilişki çürümüş durumda.. Bunu kabul etmeden çözüm yok.. Çocuklara şiddetin güç değil zayıflık olduğu açıkça öğretilmeli.. Lafla değil, sistemle..
Eğitim sistemi sınav makinesi üretmeye devam ettikçe bu sorun büyüyecek.. Kaçınılmaz..

Ailelerin sorumluluğu da görmezden gelinemez.. Bu gerçek ertelenemez..
Çocukların psikolojisi ihmal ediliyor..
Çoğu zaman fark bile edilmiyor.. Rehberlik sistemi zayıf bırakılıyor.. Sonra bu patlamalara şaşırılıyor.. Oysa sonuç ortada..

Medyanın rolü yok mu?

Medya bu tablonun tam ortasında.. Ve sorumluluktan kaçamaz..
Şiddeti parlatan, suçluyu kahramanlaştıran içerikler topluma zarar veriyor..

Polat Alemdar, Eşref Tek, Süleyman Çakır, Yamaç Koçovalı, Ali Haydar ve Alparslan Çakırbeyli gibi karakterleri dizilerde topluma kahraman gibi göstermek ne kadar doğru?
Bu karakterler üzerinden gençlere yanlış bir güç ve adalet algısı pompalanıyor..

Bu dizileri izleyen çocuklar da suçluların cezalarını çekmediğini düşünüyor haklı olarak..

Ekranda suç işleyenin bedel ödemediği hikâyeler sürdükçe sonuç değişmez.. Adaletin bireysel değil kurumsal olduğu anlatılmalı..
Medya reyting uğruna toplumsal sorumluluğunu yok saymayı bırakmak zorunda..

Cezalar artık caydırıcı olmalı..

Cezaların caydırıcı olmadığı gerçeği ortada.. Kimse inkâr edemez..
Suç işleyenlerin hak ettikleri cezayı almaması toplumsal öfkeyi büyütüyor.. 
Cezaevleri sadece kapatma yeri olmamalı, aynı zamanda tam bir rehabilitasyon merkezlerine dönüşmeli..

Sonuç olarak yaşananlar birer haber değil.. Bu bir çöküşün işaretidir..
Gerekli adımlar atılmazsa bugün yaşananlar yarının felaketlerinin habercisi olacak..

Hiç kimse bu sorumluluktan kaçamaz.. Herkes üzerine düşeni yapmak zorunda..

Çocuklar güvende değilse bu ülkede hiçbir başarı hikâyesinin anlamı yoktur..

Maalesef gerçek bu..

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Mehmet beytul dedi ki:

    Aynen katılıyorum eline sağlık