Kaktüsler bile çiçek açıyor biz niye ayrıldık

Kuşlarla kahvaltıdayım bu sabah. Buğday başaklarının gölgeleriyle sınırları çizilmiş bir yer burası. Sokaklarda akşamdan kalma yağmur kokusu hala toprağa yapışık. İnce taneli bir yağmur yağıyor bahçedeki kayısı ağaçlarının üzerine. Arada gök gürültüsüne benzer homurdanmalar duyuluyor. Masada geceden kalma dişlenmiş sarma sigara izmaritleri. Bir sigarada ben sarıyorum. Kurumuş Adıyaman tütünü ne de güzel kıvranıyor Arap Kağıdının […]

Yayınlama: 03.09.2021
A+
A-

Kuşlarla kahvaltıdayım bu sabah. Buğday başaklarının gölgeleriyle sınırları çizilmiş bir yer burası. Sokaklarda akşamdan kalma yağmur kokusu hala toprağa yapışık.

İnce taneli bir yağmur yağıyor bahçedeki kayısı ağaçlarının üzerine. Arada gök gürültüsüne benzer homurdanmalar duyuluyor.

Masada geceden kalma dişlenmiş sarma sigara izmaritleri. Bir sigarada ben sarıyorum. Kurumuş Adıyaman tütünü ne de güzel kıvranıyor Arap Kağıdının içinde.

Gözlerim birini arıyor. Tedirgin bir gülümseme gelip oturmuş dudaklarımın kenarına. Hiç oralı olmuyorum. Korkularımın ve arzularımın altını kısa bilsem daha bir huzurlu olacağım sanki.

Şapkasında ki yağmur damlalarını dökerekten, çok geçmeden gelip oturuyor karşıma. Kuşlar yer açıyorlar masadan.

Yüzü deniz manzaralı, iki gözünde iki ayrı okyanus, birini geçsem ötekinde kesinkes kaybolacağım.

Bir sigarada ona sarıyorum. Üflüyoruz rastgele. Duman bizden kaçmak istercesine hızla dağılıyor etrafa. Huzuru cennetten aşırmışımda kimsenin haberi yok.

Televizyonda birileri öpüşmeye başlayınca herkesin başını eğip çay karıştırdığı yılları çoktan geçmişiz. Bize o yıllardan kalan tek ayrıntı, öpüşme sahnesinde gözlerimizi kapatmamız gerektiği. Öyle de yapıyoruz.

Zaman kısa. Birazdan ayrılık gelip oturacak aramıza. Hiç konuşmadan uzanıyoruz birbirimize doğru. Zaten konuşacak bir şeyimiz kalmamış, küstürmüşüz çoktan bütün kelimeleri. Ateşli bir hastanın gecesi gibi geçiyor zaman, her saniyesini hissediyoruz.

Martılar karaya dönüyor, denizler gökyüzüne taşınıyor, bulutlar yine yapıyor yapacağını. Bir tarla kuşu ötüyor, ıslık çalamayan kör çocuklar için beyaz şiirler okuyor şairler.

Kapının eşiğine kadar gelince güneş, anlıyoruz ki ayrılık vakti. Yavaşça elini uzatıp tozunu alıyor son kez yanaklarımın. Birbirimizin ilk aşkı değiliz belki ama her aşk bir ilk, ikimizde iyi biliyoruz.

Kalkıyor… Sokaklardan bağırarak çamaşırcı kadınlar geçiyor. Sonbahar oyuna susamış çocuklar gibi, boş saksılara bakarak iç geçiriyor…

“Belki çorak bir yerlerden geldin diyedir sende ki bu yeşil sevdası. Baktığın her yer yeşil olsun istiyorsun, oysa sen daha yüzünü dönmeden bahara kesiyor yeryüzü bilmiyorsun” diyor gittikçe soğuyan kısık bir sesle.

“Veda kelimesinin yerine mi kullandın bu kadar uzun ve karmaşık cümleyi” diyorum. Cevap vermiyor. Anlıyorum ki; sonunda acı çekmek her aşkta değişmez bir kural…

Gözden kayboluncaya kadar bakıyorum arkasından. Daha önce hiç ayak basılmamış patikalarımdan kayıp gidiyor.

Dönüp baksa, belki bir yaşam boyu ikimize de yetecek bu son bakış. Bakmıyor…

Hayat iyi bir yerdi onunla birlikte, sonra birlikte iyi olmamaya başlamıştık. Tekrar iyi olmak için bir şey de yapmadık. Uzun süre bitiremedik de. Bir aradaydık ama birlikte değildik. Birbirimize iyiymişiz gibi yaptık durduk… Kuyuya sarkan bir ip vardı tırmanıp yukarı çıkacakken biz düğümleyip kendimizi astık.

Saatler geçti, martılar karaya döndü, deniz gökyüzüne taşındı ve hüzün gelip yanımıza uzandı. Keyifli bir kalabalığı kalmadı kahvaltı sofrasının.

En iyisi bir an önce kalkmak…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.